Şehirle Hasbihal 3

Image credit: kartap.org
Şehirle Hasbihal II-III başlıklı yazılarım Karaman’ın ekonomik, sosyal, kültür hayatındaki yetersizliklerden başka kültür, sanat, edebiyat, turizm çalışmalarının yetersizliği ile çalışmaların genellikle akim kalması üzerineydi.
 
​Karaman’da her yıl yapılan Türk Dili Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma törenleri birbirinden ağır konulardır. Ayrı tarihlerde kutlanmalıdır. Anma törenleri malumunuz üzere özellikle son yıllarda yasak savar ben yaptım oldu anlayışı ile icra edilir oldu. Bunun böyle olmasında belki de en büyük etken, ülke düzeyinde olduğu gibi STK’ların Karaman özelinde de etkisiz, isteksiz olmalarıdır. İnsan faktörü her alanda birinci sıradadır. Her şeyin başında öncelikle o işi yapma iradesi, azmi ve gayreti olmalıdır. KARTAP gibi oluşumlar insiyatif almalıdır.
​KARTAP, çıkılacak bu seferberlikte valilik, belediye, İl Kültür Müdürlüğü ve OSB’ni yanına ve arkasına almalı.
​Yönetiminde her görüşten, toplumun her katmanından yetkin, yetenekli, donanımlı temsilciler olmalı fakat başta siyaset olmak üzere tartışma yaratacak konuların konuşulması yasak olmalı. Merkezi bir yerde her tekniğin teknolojinin kullanıldığı, her çalışmanın rahatça yapılabildiği fiziki büyüklükte olmalı.
​Bütçe atanmış ve seçilmişlerin getireceği sistemle garantili sağlam kaynaklara bağlanmalı. Harcamalarda eli titrememeli. Faaliyetler, etkinlikler için resmi ve özel kurumların imkânlarından azami derecede faydalanmalı.
 
​Şüyuu vukuundan beter. Yani adın çıkacağına canın çıksın demeye gelen Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu deyimi aslında Karamanoğlu’nun Osmanlı ve Moğollara karşı uygulandığı anlatılan bir savaş efsanesidir. Savaşta ise her türlü aldatma, yanıltma hala kullanılan bir yöntemdir. Daha önce yazdığım gibi maksadını aşan bu sözü: Karamanlı içine düştüğü zor durumlardan zekası ile çıkmasını bilir şeklinde açıklamak varken polemik konusu yapılmasına fırsat vermemeli.
​Karaman, hangi Karaman, Konya Karaman… alınganlığını bir kenarda tutup, tarihinde bayrağı, sikkesi, ordusu olan beylik hatta devlet bakayası olduğumuzu söylemeliyiz.
​Yine 2019 yılında Karaman’ın Sesi Gazetesi’nde: Karaman Engelleniyor mu-Cezalandırılıyor mu başlıklı yazımdaki tezimizi unutmayalım. Ama takılıp kalmayalım.
​Yunus Emre Karamanlıdır gerçeğini Osmanlı arşivlerinden, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden, uzmanların görüş ve yazılarından anlatmalıyız. Tüm tezlerimizi Karamanlıdır üzerine kurarsak başkalarının ekmeğine yağ sürer, konunun bu düzlemde konuşulmasına yardım etmiş oluruz.
​Türk Dili adına ülke düzeyinde yapılan tüm çalışma ve etkinliklerin Karaman’da yapılması için girişimlerde bulunmalı.
 
​Yapılacak çalışmalarda Ankara’da hiç de azımsanmayacak siyasi gücümüz vardır. İş, çalışmaya, üzerinde durmaya, ısrarla fikri takibe kalıyor. Kolay mı...? Elbette kolay değil. Davamıza sahip çıkmazsak başka mahfiller sahip çıkar.
​İl düzeyinde ve merkezde bahsedildiği gibi film ve dizi film çekimi, gezi ve yemek program yapımcıları şehrimize davet edilmeli. Bu davetler şehir ağzıyla değil, her yol ve imkân kullanılarak adeta elinden tutup getirilerek yapılmalı.
 
​Gerçekleri kabul edelim. Bizim birincil önceliğimiz Yunus Emre ve Türk Dili olabilir. Fakat davetli misafir akademisyenlerin, tarihçilerin, yazarların olmayabilir. Geçmişte örnekleri yaşandığı gibi misafirlerimizi davet etmekle kalmamalı rehber ile karşılayıp ibate (konaklama), iaşelerini (yemek) karşılamalı, hediyelerle uğurlamalıdır. Ancak böyle yapılırsa misafir şehrimize bir daha gelmek için can atar. Şehrin gönüllü fahri hemşehrisi olur.
​Misafiri memnuniyeti ile müteahhit iş adamı Lütfi Aslan Bey’in on yıl evvel naklettiği bir anısını aktarmalıyım. Bir Pazar sabahı çarşıdaki yazıhanesine bir Karadenizli çat kapı girer: Burası nasıl bir memleket? Bir kahvaltı salonu bulamadım, nerede var diye gürler. Lütfi Bey: Bu adamı başımdan savsam memleketine döndüğünde ölünceye kadar Karaman’ın ve Karamanlı’nın ne kadar kötü olduğunu anlatır diye düşünür ve kısa bir tereddütten sonra: Buyrun buyrun… Burası kahvaltı salonu der ve adamı oturtur. Yazıhane çalışanına yavaşça bir şeyler söyler. On dakika sonra yazıhane bir anda evden ve çevreden ürünlerle şehrin kişiye özel en zengin kahvaltı salonu oluverir. Üzerine çaylar içilir, sohbetler edilir. Misafir vedalaşır, yazıhaneden geri geri ayrılırken aynı zamanda boşuna müteahhit iş adamı olmayan Lütfi Bey’i hürmetle selamlamaktan kapıyı bulmasına çalışan yardımcı olur. İşte o gün bugün misafirimizin evine döndükten sonra Karadeniz dağlarında karşılaştığı her hemşehrisine Karaman’ın ve insanının ne kadar güzel olduğunu anlattığı sesler kulağıma gelir gibi olur. Bilmem o sesleri sizler de duyar gibi oldunuz mu. Zaten köklü kültürün mirasçıları olarak şiarımız: Kapımız açıktır girene lokmamız helaldir yiyene değil mi.
 
​Son söz: Ne yaparsak yapalım bir tek kimseyi kırmadan, dökmeden, ayırıp bölmeden, dışlamadan, kızmadan uhuletle suhuletle ve sadece Karaman merkezin değil il düzeyinde katılım ve katkı kyması prensibiyle rütbesiz er gibi çalışarak çalışarak çalışarak yaşadığımız şehre borcumuz olduğunu bilerek yapalım.

Yorum Yap