Anasayfa / Blog / 4

Osman Nuri Koçak Kaleminden "Hamza Zindanları Efsanesi" 2. bölüm

Kartap
  • 4 hafta önce
50
image

EFSANE 

İlk gençlik yıllarımda Karaman ve civarında anlatılan efsanelerden bir demet derlemiştim.  El yazması halindeki tüm metinleri o zaman Karaman’ da ciddi etkinlikler gösteren Turizm Derneğine vermiştim. Dernek Başkanı Avukat Baha Kayserilioğlu’ na verdiğim bu efsane derlemelerini eski el makineleri ile broşür haline getirmişler ve beş on adet çoğaltmışlardı. Bu broşürün bir tanesi de bendeydi. Ama bende kalan ikinci nüshalarını ve Turizm Derneği broşürünü 12 Eylül Faşizmine kurban verdik. Neredeyse bir damperli kamyon dolusu kitaplarım ve elyazmalarım hatta buruşturup atmadığım ve tarihe sakladığım konuşma notlarım heba oldu gitti.

Bu notlar, yarınlara çok fazla yazılı metin bırakma alışkanlığı olmayan bir toplum için bugünlerde bir dönemin hafızası gibi olabilirdi diye düşünüyor ve üzülüyorum. Ben de bu çalışmalarımın çok büyük bir bölümünü ya hatırlayamıyorum ya da eksik hatırlıyorum.

Sizlerle şimdi paylaşacağım yazı ise Karaman’ ın güneyinde, Dağ Oteli nin kuzeyinde bulunan ve şimdilerde yol genişletme çalışmaları nedeniyle ortadan kaldırılan ünlü Hamza Zindanları’nın adının öyküsü ile ilgilidir.

            Rahmetli Durmuş Ali Gülcan’ ın, benim bu çalışmamdan çok sonraları yayınlanan bir kitabında da yer alan Hamza Zindanları efsanesi’ nin kaynağı nedir bilemem. Şayet benim Turizm Derneğine verdiğim notlardan ilhamen yazılmış ise eserin kaynak göstermesi gerekirdi. Kendisine o dönmede vermiş olduğum notlardan da yazmış olabilir. Yoksa kendisi de benim duyduğum kanallardan duyarak yazmış da olabilir. İfade olarak benim, ifadelerime benzememektedir. Olay akışları da bir birini tutmamaktadır. Ancak, benim çalışmamdan alınmış olsa dahi hakkımı helal ederim. Keşke memleketimiz onun gibi daha çok insan yetiştirebilseydi.

İlk yazdığım haliyle isimleri ve detayları tam olarak hatırlayamıyorum ama ana hatlarıyla efsaneyi hatırlıyorum. Yeniden yazdığım metin ile huzurdayız…

 

HAMZA ZİNDANLARI

 

Karaman Devleti döneminde hanedandan olanlara hem devlet yönetimi deneyimlerini geliştirmeleri hem de kalkınmayı sağlamak amacıyla bölgeler verilir oralarda merkeze bağlı ama muhtar hükümet merkezleri oluşturulurdu.

Bunlardan birisi olan ve sınırları güneye ve doğuya doğru elli köyden oluşan “Paşabağı” bölgesini kız kardeşlerinden birisi olan Bâlâ Hatun’a verirler.

Eski adı Göves ( Kökes – Güves) olan merkez köy, bir tarafı Paşa Tepesi, bir tarafı Hıdrellez Kayası, bir tarafı Hıdır (Hızır) Kebeni bir diğer tarafı da Yediyer Kebeni gibi sarp kayalıklarla çevrili vadinin ortasında bize cennetten bir kesit gibi sunulmuş güzeller güzeli bir yerleşim yeridir. Göz alıcı güzelliğini bu gün de hâlâ muhafaza eder.

 

BÂLÂ HATUN VE AHİRİ AŞKI HAMZA…

 

Bâlâ Hatun, (İsim, efsane anlatıcılarının dilinde yüzlerce yıl değişe gelen bir rivayetten ibaret olabilir) Karaman Hanedanı içindeki en genç ve en alımlı ve çok akıllı bir hatunmuş.

Sayısız isteyeni varmış ama ağabeyleri onu kimselere vermiyorlarmış. Selçuklu Devleti’ nin yıkılmaya yüz tuttuğu bu dönemlerde, tüm Anadolu’ da en güçlü ve en nüfuzlu beyliği Karamanoğulları oluşturmuş. Hatta, Karamanoğulları sikke bastırıp, beylerinin adına hutbe okutmuşlar. Bu demek oluyor ki fiilen devlet hukuku ihdas etmişler. Böylesine kritik bir büyüme çağında Karaman Hükümdarı olan ağabeyleri, Bâlâ Hatun’ u Adana Bölgesinde hüküm süren bir başka Anadolu Beyliği olan Ramazanoğulları’ nın sarayına gelin göndererek nüfuz alanlarını genişletmek istiyorlarmış. El altından da bu niyetlerini Adana Beyine iletiyorlarmış.

Fakat Bâlâ Hatun kendi muhafız birliğinin komutanı Hamza Pehlivan’ a fena halde tutkunmuş. İki cihan bir araya gelse aşkından vazgeçmeye de niyetli görünmüyormuş. Ağabeyleri bu duruma fena halde bozuluyorlarsa da “gelip geçici bir durum olsa gerek” diye kardeşlerine çok fazla baskı yapmıyorlarmış.

Çok geçmeden Adana Beyi, oğluna Bâlâ Hatun’ u istemiş.

Adana Beyi oğlu da, bileği bükülmez, sırtı yere gelmez bir pehlivan, yaman bir savaşçı ve zeki bir komutanmış. Bâlâ Hatun’ un namı yedi düveli sarmış ve destanlara konu olmuş güzelliği, yaman savaşçılığı ve keskin yönetici zekâsı, Beyoğlu’ nu çok etkilemiş ve gıyabında onun için yanıp tutuşur hale gelmiş. Babasını sıkıştırıyor ve işin bir an önce çözülmesini istiyormuş.

Baba ise teklif bizzat Karaman’ dan geldiği için çok rahatmış ve oğluna kesin sözler veriyormuş.

Beyin bu isteği Bâlâ Hatun’ a ulaşınca ağlayarak ağabeylerine yalvarmış ve Hamza Pehlivan ile evlendirilmesini istemiş. Tabii ki ağabeyleri çok şiddetli bir şekilde karşı çıkarak Adana’ ya gelin gitmesi için hazırlıklara başlamasını istemişler. Israr ederse Hamza Komutanı öldürmekle korkutmuşlar kardeşlerini.

Bâlâ Hatun yapacak bir şeyi olmamasının verdiği ızdırapla günlerce deli divane kıvranıp durmuş.

Aklına bir kurnazlık gelmiş. Son bir hamle yaparak durumu lehine çevirmek için Adana Beyoğlu’ na el altından haber ulaştırmış. “ Benim isteyenim çoktur. Fakat Karamanoğullarına damat o0lacak yiğit talip olanların en yücesi olmalıdır. Madem beni çok istiyorsun, diğer istekliler ile kıyasıya yapılacak bir yarışa girmeni dilerim. Hepsine üstün gelirseniz severek sizi kabul ederim” demiş.

Adana Beyoğlu’ nun önceden hazır hale gelmesini sağlamış.

Ağabeylerine de,  “Bu Beyoğlu mademki namlı bir savaşçı ve pehlivanmış, Hamza ile yarış tutsun kazanırsa ben Adana’ ya gelin gitmeye razı olurum” demiş. Abileri çok kızmışlar ama gönülsüz bir iş yapmak yerine biraz esnek olmakta fayda var diye düşünmüşler. İşin tatlılıkla ve gönüllü olmasını isteyen her iki taraf da bu öneriyi kabul etmişler. Hele hele Adana Beyoğlu, kendisinden o kadar eminmiş ki bir an dahi tereddüt göstermemiş.

Büyük bir kervan ve alayiş ile Adana’ dan yola çıkan Ramazanoğulları kafilesi günler süren bir yolculuk sonrasında Karaman’a vasıl olmuşlar. Karaman Beyleri de geniş bir kafile oluşturarak Bâlâ Hatun’ un bölgesine hep birlikte yollanmışlar.

Adana ve Karaman’ dan gelen Kafileler Güves’ in en büyük meydanı olan Hanönü’ nde toplanmışlar. Bir tarafında Süt Çeşmesi, bir tarafında Sancı Pınarı ile şırıl şırıl akan bir derenin iki yakasına toplanan heyetler iki pehlivanın Karaman Kızı için kapışması anını nefeslerini tutarak beklemişler.

            Hakemler ortaya gelirler ve yarışma konuları ile kurallarını kösler, davullar eşliğinde ilan ederler.

Birinci Gün kuvvet gösterisi, ikinci gün kuvvet ve çeviklik gösterisi, üçüncü ve son gün de savaş oyunları hünerleri ile gerçekleşecek olan yarışmalar ilan edilir.

İlk gün yerden yük kaldırma veya ağaç sökme, ikinci gün güreş, üçüncü gün de ok atma ve kılıç kalkan yarışları yapılacağı şeklinde detaylandırılır.

Beyoğlu, hemen meydanın bitişiğindeki sulak alanın içinde gökyüzüne ulaşmak için birbiriyle yarış eden selvi kavaklardan birisini şaşkın ve hayret dolu bakışların önünde yerinden köküyle birlikte sökerek Hıdrellez Kayasına doğru bir mızrak gibi fırlatır.

Herkesin ağzı açık kalır.

Hayret ve övgü nidaları göğe ulaşır.

Hamza’ nın böyle bir işi yapamayacağına dair bahse girenler çok olur.

            Hamza Pehlivan’ da yaradana sığınarak aynı kalınlıkta bir kavak ağacını sökerek aksi istikametteki Paşa Tepesine doğru mızrak gibi fırlatır.

Aynı hayret nidaları onun için de yükselir ve cümle âlem her iki pehlivanın esenliği için dua ederler.

Kuvvet yarışması berabere sayılır.

Ama ne olursa olur bilinmez, Hamza Pehlivan yarışmalara devam edemeyeceğine karar verir. Adana Beyoğlu’ nun yenilemeyeceğine olan inancından mı, yoksa ne yaparlarsa yapsınlar Beylerin kendi aralarındaki kavillerini bozmayacaklarını ve sonuçta Hamza’ yı yok edeceklerine dair kanaatlerinden mi bilinmez ama Hamza bu fikrini Bâlâ Hatun’ a açar. Bâlâ Hatun’ da aynı fikirdedir.

O gece birlikte kaçmaya ve izlerini kaybettirmeye karar verirler. Mahşere kadar birlikte olacakları, şanın şöhretin olmadığı sade bir yaşama açarlar kucaklarını.

Kaçarlar.

Fisandon Deresi boyunca ilerlerler. Ancak bunları göz hapsinde tutan ağabeyleri olayın farkına çabuk varırlar ve hemen arkalarından bir birlik çıkarırlar. Fisandon Köyüne birkaç kilometre uzakta olan ve şimdi neredeyse tamamı baraj altında kalan mağaralarda onları kıstırırlar.

Mağaraların önünde yaman cenk olur. Bâlâ Hatun, Hamza Pehlivan ile sırt sırta vererek öyle bir savaşırlar ki akan kanlar oluk olur dereye ulaşır.

Ama her tarafından yaralar alan Hamza Pehlivan artık savaşacak gücü kalmayınca ve tanlar ağarıp gece güne dönmeye meylettiği anlarda yere kapaklanır ve kıskıvrak yakalanır. Askerlerin yaralamamak için özen gösterdikleri Bâlâ Hatun’ da çaresiz teslim olur.

Cenk yerine gelen Sultan ve Beyler Hamza’ nın yüzüne tükürürler. Bâlâ ise Hatun ahiretlik aşkının yok oluşunu feryatlar ve gözyaşları içinde yanarak izler.

Başta sözünü ettiğim Karaman’ ın Güneyindeki mağaradan yapılan zindanlara Hamza’ yı kapatırlar.

Yaraları tedavi edilmeyen ve aç susuz bırakılan, bir zamanlar genç erkeklerin ve kızların rüyalarının süsü olan Hamza Pehlivan yaralı bir aslan gibi kendi yaralarını yalayarak kıvrana kıvrana kırk gün dayanır ve sonunda ölür.

Kadir bilir Anadolu ve Karaman Halkı bu zindanlara ondan sonra Hamza’ nın Zindanları derler.

İlk gençlik yıllarımızın oyun alanlarından birisi olan Hamza Zindanları’nın, gerçekliği su götürür efsane şeklinde de olsa öyküsünü duymak ve yazmak ayrıcalığını Allah bana lûtfettiği için bahtiyarım.

Bir kez daha sizlerle bunu paylaşabildiğim için de şanslı olduğumu düşünüyorum.

Not. Efsanelerde bire bir gerçeklikler aranmaz. Efsaneler, halkın yüzlerce hatta binlerce yıl birbirlerine anlatarak aktardıkları, aslında gerçek öykülerden mülhem ancak anlatıcının sanat ve anlatı gücüne göre şekillenerek günümüze ulaşan edebi metinlerdir. Her anlatıcıdan bir parçayı da içinde barındıran bu metinlerin farklı aktarımlarından katı bir benzeşirlik beklenemez. Ama her efsane bir gerçeği anlatır.