2

YUNUS EMRE

FacebookTwitterGoogle+WhatsAppPaylaş

YUNUS EMRE’NİN HAYATI

1.    Doğum Tarihi, Yaşadığı Dönem ve Çevresi
Yunus Emre’nin gerçek hayatı ve yaşadığı dönem, her kesimden insanın merak konusu olmuştur. Yaklaşık bir asırdır, Yunus Emre’nin gerçek hayatta kim olduğu, ailesi, çocukları, yaşadığı dönem ve yerler ile ilgili sorular, kabul görmüş cevapları bulamamıştır.
Bu konudaki sorunları; bilimsel düzeydeki çalışmaların hiçbir kimseyi tam olarak tatmin etmemesi, hiçbir dayanağı olmadan boş laflarla bağnazca Yunus Emre taraftarlığı yapmak olarak sayabiliriz.
Bu kargaşanın oluşmasında, Yunus Emre’nin gerçek kişiliği ve hayatına dair, orijinal belge bulunamamasının etkisi büyüktür.
Tüm bunların yanında hiç kimsenin itiraz edemeyeceği ya da ispatını çürütemeyeceği belgeler de mevcuttur. Bue belgeler ışığında Yunus Emre’nin hayatına bilgileri şöyle sıralayabiliriz:
Yunus Emre, H 640 M 1240 tarihinde Karaman’a 25 km uzaklıktaki Şeyh Hacı İsmail Tekkesinde doğmuştur.
Beyazıt Devlet Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümündeki “Mecmua”daki kayda göre Yunus Emre 640 tarihinde doğmuş ve 1320 tarihinde ölmüştür.
Buradaki Yunus Emre kaydı şöyledir:

Vefat-ı Yunus Emre
Müddet-i ömr 82
Sene 720
Yunus Emre Divanlarındaki bir tarih kaydına göre de Yunus Emre eserini 1300 ya da 1307 tarihinde yazmıştır.

Bu bilgiye ait şiir beyti şöyledir:
Söze tarih yidiyüz yidiydi
Yûnus cânı bu yolda fidiydi

BOA, Konya Defteri No: 455, s. 108a ve 108 b deki kayıtlar, Yunus Emre’nin gerçek hayatına ait en sağlam ve en geniş bilgilerdir. Buradaki bilgilere Yunus Emre’nin babası Şeyh Hacı İsmail, Horasan’dan Karaman’a gelen bir din büyüğüdür. Kendi adı ile Yeşildere Köyü yakınlarında bir zaviye/köy kurmuştur.
Daha sonra Yunus Emre, bölge köylerinden Eminler, Akçaşehir’den arazi satın alarak işletmiştir. Bu araziler tekke adına alındığı için vergiden muaf olmuştur. Bu konuda da Karaman Beylerinden vergiden muaf belgeleri almıştır. Yunus Emre öldükten sonra da bu belge, Yunus Emre Tekkesi ve tekkeye bağlı araziler için geçerli olmuştur.

2.    Adı, Mahlası ve Mesleği
Yunus Emre’nin herkes tarafından bilinen adı yine Yunus Emre’dir. Emre kelime anlamı itibari ile imrenmekten gelmektedir. Yani Emre, imrenen anlamındadır. İmrenmek kelimesi anlam genişlemesi ile aşık kavramına dönüşmüştür.
Yunus Emre şiirlerinde birçok mahlas da kullanmıştır.

Kullandığı mahlaslar şöyledir:
“Âşık Yunus,
Bi-çare,
Koca Yunus,
Yunus Dedem,
Yunus,
Miskin Yunus,
Derviş Yunus
Yunus Emre
Yunus Emrem”

Yunus Emre’nin şiirlerinde bu kadar çok mahlas kullanmasının sebebi, kendindeki özellikleri, şiirlerin konusuna uygun olarak belirtmesinden kaynaklanmaktadır.
Karamanname’de adı geçen Yunuslar, “Şeyh Yunus, Hoca Yunus, Yunus, Müfti Yunus” şeklindedir. Bu isimlerden biri ya da hepsi, Yunus Emre’yi karşılayabilir. Bu konunun netleşmesi için Karamanname’deki Yunus adlı kişilerin karakter çözümlemeleri faydalı olabilir.
Arşiv belgelerinde, Yunus Emre’nin adı Kirişçi Baba olarak geçer. Karamanlı araştırmacı, İbrahim Hakkı Konyalı, vakıf arşivleri içindeki kayıtlardan Yunus Emre’nin Kirişçi Baba olarak tespit eder.

Kirişçilik ile ilgili kayıtlar şöyledir:
“Vakf-ı zaviye-i Kirişçi Baba der mahalle-i Sinle ve mescid”
“Vakf-ı zaviye-i Kirişçi Baba der tasarruf-ı Emre der nefs-i Larende. Bi-hükm-i şahi der Larende.”
“Vakf-ı Zaviye-i Yunus Emre İbn-i İsmail el-meşhur bi Kirişçi Baba der nefs-i Larende.”

1670 yılında Karaman’a gelen Evliya Çelebi ise Yunus Emre’yi Türkçe tasavvufane şiir söyleyen bir şair olarak tanıtır. (Evliya Çelebi, Seyahatname, C. 9. 1932, s. 315) Evliya Çelebi’nin Yunus Emre Camii ile ilgili söyledikleri:
“Ve Kirişçibaba Camii’nde Yunus Emre hazretlerinin merkadi, Türkice Tasavvufname ebyat ve eş’ari ilahiyatları meşhur-ı afaktır.
Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunun kesinleşmesi için Yunus Emre’nin divanında, mesleği ile ilgili bir beyit ya da dizede bahsetmesini umuyoruz. Mustafa Tatçı’nın tenkidli divanında, Yunus Emre’nin kirişçilik yaptığına dair bir bilgi mevcut değildir. Ahmet Talat Duru ise bir şiirinde kirişçilik yaptığına dair bir beyit bulduğunu söyler. Böyle bir beyit var ise belgelerdeki Kirişçi Baba adı ve mesleği kendiliğinden net olarak onaylanmış olacaktır.

3.    Soyu, Ailesi ve Çocukları
Yunus Emre’nin geçmişi, soyu hakkında tek belge ve bilgi BOA, Konya Defteri’nde geçen bilgilerdir.

Buradaki bilgiler şöyledir:
“Karye-i Şeyh Hacı İsmail an kaza-i Larende
Mezbur Hacı İsmail an cemaatin dervişler ile diyar-ı Horasan’dan gelmiş, aziz imiş. Bunda tavattun idüb ba’dehü oğlu Musa Paşa bunda bir zaviye binâ idüb ba’dehü onun oğlu Güveği dahi bir zaviye binâ idüb etbaile sakin olup ellerinde ber vech-i vakfiyyet tasarruf yerler vardır ki, hâricden ziraat idenler öşürlerin vakfa virüb zaviyede sarf olunub kendüleri ve dervişleri avarızdan ve resm-i ganem ve resm-i çiftten muaftırlar.”
Yani Larende şehrinde, Kirişçibaba diye meşhur, İsmail oğlu Yunus Emre Zaviyesi vakfı. Burada dikkatimizi çeken, Yunus Emre’nin babası olarak İsmail adının kayıtlara girmesidir. İbrahim Hakkı Konyalı, bu kayıttaki bilgi hakkında, yorum yapmaz. Buradaki Yunus Emre ibn-i İsmail kaydı ile ilk dedeye nispet etme ihtimali vardır.
İbrahim Hakkı Konyalı, Topkapı Sarayı’ndaki bir kaydı, kaynak göstererek Yunus Emre’nin babasının adının, açık bir şekilde İsmail olduğunu söyler. (Konyalı, 1967, s. 373)

Buraya kadar oluşan sonuçlara göre de Yunus Emre’nin soy ağacı şu şekilde olabilir:

İsmail Hacı (Baba)
Yunus Emre ( İsmail Hacı’nın oğlu)
Musa Paşa ( İsmail Hacı’nın oğlu ve Yunus Emre ile kardeş)
Güvegi Çelebi (Musa Paşa’nın oğlu)

BOA Konya Defteri’nde İsmail Hacı Tekkesi’ne ait kayıtların bulunduğu bölümde, Yunus Emre’nin bir oğluna ait şöyle bir bilgi vardır:
“Amma Yerce nam yeri bu cemaatten Yunus Emre Karamanoğlu İbrahim Bey’den satun almış imiş elinde mülknamesi vardır. Yunus fevt olduk da evladına intikal etmiştir. Ve bunlardan gayri Karacalar Kuyusu ve Deve Kuyusu, İki Sulu Kuyu, bunlar İsmail ibn-i Yunus Emre Şehzade’den tapulayup kenduye yurd eylemiştir. Elinde temessükü vardır.”
Burada çok açık bir ifade ile Yunus Emre oğlu İsmail geçmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere Yunus Emre öldükten sonra malların ve topluluğun yönetimi Yunus Emre’nin oğlu İsmail’e geçmiştir.
Yunus Emre’nin soyundan torunları hakkında en geniş bilgiyi İbrahim Hakkı Konyalı’dan öğreniyoruz. Elde ettiği belgelerden vardığı sonuca göre Nureddin Emre adı ile birinin ileri kuşaklardan bir torunu olabileceği tahminini yapar.
Yunus Emre’nin ailesi hakkında arşiv belgeleri ile divanında bahsettiğinden başka net bilgi yoktur. Dolayısı ile eşi ya da eşleri ile çocukları kimlerdir, adları nelerdir, tam olarak bilemiyoruz.

Divanında ailesinden ve çocuklarında bahsettiği beyitler ( Tatçı, Yunus Emre Divanı, 2008, s. 373) şunlardır:
Bunda dahi virdün bize oğul u kız çift u helal
Andan dahi gecdi arzum benüm âhum didariçün
Sofulara ver sen anı, bana seni gerek seni
Ben nice terk edem seni şol bir çardağıçün
Bir başka beyitte (Tatçı, Yunus Emre İncelemeler, 2008,s. 33) ise çocuklar şu şekilde geçmektedir:
Ne oğul vardı ne kız vahididük anda biz
Konşıyduk cümlemüz nûr tağın yaylar iken

Arşiv belgelerinde Yunus Emre’nin çocuklarının olduğu, sahip olduğu mal mülkün çocuklarına geçtiği net bir şekilde ifade edilir. ) BOA, Konya Defteri No: 871 (Yeni 63), s. 236) Arşiv belgelerinde geçen ifadeler şu şekildedir:
“…Amma Yirce nam yer bu cemaatten Yunus Emre Karamanoğlu İbrahim Bey’den satun almış imiş elinde mülknamesi vardır. Yunus Emre fevt olup evladına intikal eylemiştir. Bunlardan gayri Karacalar Kuyusu ve deve kuyusu ve İkisulu Kuyu bunlar İsmail ibn-i Yunus Emre şehzadeden tapulayub alub gendüye yurd eylemiştir. Elinde temessükü vardır. “
Yukarıdaki arşiv belgesinde geçtiğine göre Yunus Emre, Karamanoğlu Bedreddin İbrahim’den yurt satın almıştır. Öldükten sonra da malı mülkü, oğluna intikal etmiştir. En önemlisi de ellerinde temessük (senet) vardır. Belgeden ortaya çıkan bir diğer bilgi de Yunus Emre’nin oğlunun adının İsmail oluşudur.
Buraya kadar oluşan sonuca göre Yunus Emre’nin dedeleri, Horasan’dan gelmişlerdir. İsmail Hacı Köyü’nde zaviyeler kurmuşlardır. Yunus Emre’nin iki eşi ile kız ve erkek çocukları vardır. Arşiv belgelerindeki bilgilere göre Yunus Emre’nin bir oğlunun adı İsmail’dir. Yine arşiv kayıtlarında, ileri kuşaklardan torunlarına rastlamaktayız. Gerek iki evli olmasından gerek mal mülkünden dolayı, geniş bir aileye sahip olabileceğini söyleyebiliriz.

4.    Eğitimi ve Yaptığı Geziler
Yunus Emre’nin şiirlerindeki kullandığı dil ve kelimeler kuşkusuz herkesi etkilemektedir. Yunus Emre, direk kalbe inen ve etkileyen bu sözleri nasıl elde etmiştir? Bu şiirleri söylemek, üstün bir yeteneğin ürünü müdür? Yoksa iyi bir eğitimin sonucu mudur? Ya da her ikisi birden mi gerçekleşmiştir?
Divanda ve Risaletü’n-Nushiyye’de kullanılan kelimeler, sıradan kelimeler değildir. Özellikle Allah, kelam, tasavvuf ve şeriat konularında kullandığı terimler ve kavramlar, ancak bir eğitimin sonucu kazanılacak birikimlerdir.
Onun eğitimi ile ilgili en sağlam bilgileri divanında kendisinden bahsettiği kadarı ile öğreniyoruz. Divanında işlediği temalar içeriğinde gezdiği ve ziyaret ettiği şehirlerden de bahseder. Ancak bu şehirlere, eğitim için gittiğine dair bir bilgiye ulaşma imkânı yoktur. Yunus Emre’nin şiirlerinde geçen şehir isimleri ve bu isimlerin bulunduğu beyitlerden (Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divanı Tenkitli Metin,

İstanbul 2008)  bazıları şunlardır:
Yunus’un sözinden sen ma’ni anlarısan
Konya menaresini göresin bir çuvaldız
Bir gönül ele getür feragat ol geç otur
Konya şehrinde yatur ol iki sultan kanı
Gördüm Urum’ıla Şam’ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulımadum
Şöyle garib bencileyin
Kayseri Tebriz ü Sivas Nahcuvan u Maraş Şiraz
Gönül sana Bağdad yakın ‘alemlere divandasın
İndük Rum’ı kışladuk çok hayr u şer işledük
Uş bahar geldi girü göçdük el-hamdülillah

Yukarıya koyduğumuz beyitlerden, “Yunus Emre ömrü boyunca gezdi.” anlamı çıkmamalıdır. Zaten de Yunus Emre ile ilgili zihinlerde oluşan algı, bu şekildedir. Yani Yunus Emre, elinde baston, diyar diyar gezmiştir. 80 küsur yıllık, bir ömür yaşayan Yunus Emre’den, böyle bir şey beklemek çok iyi niyetli olmaktan öteye gidemez. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Yunus Emre, öncelikle bir ailesi, çocukları ve meşguliyeti olan sosyal bir insan olarak görülmelidir.
Sonda verdiğimiz beyitte geçen olayların aynısını, 1518 tarihli Konya Defteri’nde (BOA, Konya Defteri, Nu: 0455, s. 108) görmekteyiz. Defter’de, Yunus Emre’nin dedesi, İsmail Hacı topluluğunun, yaylak ve kışlak kullanması şu şekildedir:
“…mevzi’-i Karaca Karbansaray dahi müşârun ileyh İsmail Hacı’nın kadimden yurdlarıdır. Amma Sülemişli cemaatinden Kara Turgut ve Kara Mehmet dahi bunlara hem saye olub “kışlak” bile olub amma yazlak oturmayub göçüp giderler deyü tarafeynden musâlâha olunmuştur….”

Yukarıda bahsi geçen olay kısaca şu şekilde anlatılabilir: Sülemişli cemaatinden Kara Turgud ve Kara Mehmed de İsmail Hacı topluluğu ile beraber yaşarlar. Kışın beraber kışlaklara giderler iken yazın beraber olmayıp ayrı yerlere gitmektedirler.
Şiirlerinde, kendi ifadesi ile birçok şehre gittiği görülmektedir. Konya’dan, iki farklı yerde bahseder. Bir beyitte Konya’yı minareli bir şehir olarak vasıflandırmaktadır. Diğer bir Konya beyitinde ise, Konya’da yatan iki Allah dostundan bahsetmektedir. İki sultan ile ilgili söylediği beyitin tarihi, çok önemlidir. Yani bu şiiri Mevlana öldükten sonra mı söyledi? Ya da Mevlana hayatta iken mi söyledi? Divanını, olgunluk döneminde yazdırdığına göre bu şiiri söylediği zaman, Mevlana da ölmüş olmalıdır. Bu iki sultan, Mevlana ile babası mı ya da Mevlana ile Şemsi Tebrizi midir? Sadreddin Konevi ve birçok büyük isim o dönemde Konya’da yaşıyordu. Sadede gelirsek iki sultandan birinin Mevlana olduğu muhakkaktır.

Yunus Emre’nin, şiirlerinde bahsettiği diğer şehirlere bakıldığı zaman, doğuda Azerbaycan’a, güneyde ise Şam ve Bağdat’a kadar yolculuk yaptığı anlaşılmaktadır. Yukarı illerden maksat Azerbaycan taraflarıdır. Rum ismi ile bahsettiği yer ise Anadolu’dur. Bir diğer şiirindeki beyitten anlaşılacağı üzere, kışı geçirmek üzere Anadolu’ya geliyor. Yaz gelince de tekrar geri dönmektedir. Geri döndüğü yerin adını belirtmemektedir. Ancak “indik Rum’ı” ifadesine göre daha yukarı bir yerlere, dönmüş olma ihtimali vardır.
Yunus Emre’nin bu yolculukları, kimle ya da kimlerle yaptı sorusu, niçin yaptı sorusu kadar da önemlidir. Bazı şiirlerde anlatımını, birinci tekil şahıs ile yaparken,
İndik Rum’ı kışladık hayr u şer işledik
Uş bahar geldi girü göçdük el-hamdülillah
beytinde ise birinci çoğul şahıs ile yapmıştır. Bu beyit bir topluluk ya da en azından aile efradı ile yapılan bir yolculuğu anlatan bir yolculuk olabilir.

Yunus Emre’nin ilim, şeriat,  medrese ve tasavvuf konularında bahsini yaptığı bazı beyitler de şunlardır:
Mescid ü medresede çok ibadet eyledüm
Işk oduna yanuban ondan hâsıla geldüm
İlm ü amel ne assı bir gönlü yıkdunısa
Arif gönül yapduğı beraber Hicaz ile
İlim hod göze hicabıdur dünya ahret hisabıdur
Kitab hod ışk kitabıdur bu okınan varak nedür
Dört kitabı şerhiden asidür hakikatde
Zira tefsir okıyup manisin bilmediler
İlim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür
Sen kendüni bilmezsen ya niçe okumakdur
Gerekse ilm-i dinde yüz bin kez minber depem
Gerekse şirk besleyem şirk ü gümandan fârig
İlm ü amele olmagıl mağrur
Hak kabul etdi kefen soyanı
Çün Mansûr gördi ol benem didi
Oda yakdılar işitdün anı

Yukarıya aldığımız örnek beyitler, Allah dışındaki her şeyin, boş olduğunu, Allah’a götüren esas yolun, tasavvuf olduğunu ima etmektedirler. Yunus Emre’nin medrese ehli ile temasa geçtiğini, bir vakit onlarla hemhal olduğunu bu beyitlere göre söyleyebiliriz. Ancak aradığını bulamadığını ve şeriat ilimleri ile uğraşanların da aslında, özde bir şey öğrenmediklerini söylemektedir. Bununla ilgili olarak,
Dört kitabı şerhiden asidür hakikatde
Zira tefsir okıyup manisin bilmediler
beyiti gayet açık bir ifadedir. Yalnız burada dört kitap derken, Kuran, İncil, Tevrat ve Zebur’dan bahsediyor olmalı. Bu durumda, gayri müslim unsurları da gözlemlemiş diyebiliriz.
Yunus Emre,  aradığı Allah aşkını ve huzuru bulmak için ilim ortamlarına gitmiştir. Ancak aradığı Allah aşkını burada bulamayacağını anlamıştır. Ona göre ilim öğrenmek, insanın kalbini temizlemiyor.
Gerekse ilm-i dinde yüz bin kez minber depem
Gerekse şirk besleyem şirk ü gümandan farig
Sözleri ile ilim öğrenerek insan kendisini ahlaki olarak değiştiremediğini vurgulamakladır. En sonunda da,
İlim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür
Sen kendüni bilmezsen ya niçe okumakdur
sözleri ile hikmeti aradığını ve
Çün Mansûr gördi ol benem didi
Oda yakdılar işitdün anı
beyti ile Hallac-ı Mansur örneği vererek bekâbillah mertebesinde Allah’a kavuşmak istediğini belirtir.
Özetlersek, Yunus Emre XIV. yy Anadolu Türk toplumu içinde yetişmiş ve yaşamış birisidir. Divanındaki şiir yapısı ve içerği gösteriyor ki, Yunus Emre çok iyi bir eğitim almıştır. O dönemki Türk coğrafyası içinde önemli kültürel merkezler olan Türk şehirlerine ziyaretler yapmıştır. Bu ziyaretler içerisinde gittiği şehirlerin önemli ilim irfan sahibi insanları ile görüşmüştür.

5.    Yunus Emre’nin Mürşidi
Yunus Emre şiirlerinde en çok Tapduk Emre’den bahseder. Tapduk Emre, şiirlerinde tek yol göstericisi, dostu, sığındığı bir büyüğüdür. (Mustafa Tatçı, Yunus Emre Divanı Tenkitli Metin İstanbul 2008)
Bir şiirinin beyitinde kendisini yetiştiren üç kişinin adını birlikte verir:
Yunus’a Tapdug u Saltug u Barak’dandur  nasib
Çün gönülden cûş kıldı ben niçe pinhan alam
Bu beyitteki isimler bağlı olduğu mürşid silsilesini göstermektedir. Bu beyite göre Yunus Emre’nin mürşidi Tapduk, Tapduk da Barak Baba’ya, Barak Baba da Sarı Saltuk’a bağlıdır. Sarı Saltuk ile ilgili Ahmet Yaşar Ocak’ın çalışmaları vardır. TTK’dan Sarı Saltuk, Popüler İslam’ın Balkanlardaki Destani Öncüsü adlı bir kitabı yayınlanmıştır.
Barak Baba (Ahmet Yaşar Ocak, ”Barak Baba”, C. V, s. 61-62)  ise Sarı Saltuk’a bağlanarak dervişliğe adım atmış bir kişidir. İlhanlı hükümdarları Gazan Han ve Olcaytu Han’ın hizmetine girerek önemli görev ve makamlarda bulunmuştur. 1307 yılında Olcaytu Han’ın verdiği bir görev üzerinde iken öldürülmüştür.

Yunus Emre’nin, Tapduk Emre’ye ait diğer beyitleri ise şunlardır:
Yunus Hakk’a bilişeli can u gönül virişeli
Şol Tapdug’a irişeli gizlü razum açar oldum
Yunus esriyüben düşdü susakda
Çağırur Tapdug’ına ar gerekmez
Bakdugum yüzde gördüm O Tapdug’um nurını
Maksudum bugün buldum ben n’iderem yarını
Uşda miskin Yunus eydür Tapdug’umuz dost yüzidür
İnanmayan işbu söze eydebilsin eytdügini
Yunus sen Tapdug’una kıl duayı
İçersün zehr-i katil ışk elinden
Yunus bi toganıdı kondu Tapduk kolına
Ava şikare geldi bu yuva kuşı degül

Yunus Emre, şiirlerinde en çok Tapduk Emre’den bahseder. Yunus’un, Tapduk Emre’yi, bahsine aldığı beyitlerde, onun hakkında kullandığı ifadeler, diğer isimlere göre daha anlamlıdır. Ondan bahsederken, “Tapduk’a erişeli gönlüm açıldı.”, “Tapdukumuz dost yüzüdür.”, “Dokundu kondu Tapduk koluna” vb. ifadeler ile Yunus’a bir dost, yol gösterici, güven verici özellikler ile bahsetmektedir. Divanda en çok Tapduk’tan bahsetmesi ondan ne kadar etkilendiğini de göstermektedir.
Tapduk Emre ile ilgili bilgiler, maalesef çok azdır. Sadece, Yunus Emre’nin bahsettiği kadarı ile bilgi mevcuttur.
Yunus’un, Mevleviliği de söz konusu edilmiştir.

Yunus Emre’nin Mevlana ile ilgili söylediği,
Yunus eydür Mevlana epsem otur yiründe
Bu sohbete döymeyen sonra savaşgan olur
Mevlana sohbetinde sazıla işret oldı
Arif ma’niye taldı çün biledür ferişde
Fakih Ahmed Kutbü’d-din Sultan Necmü’d-din
Mevlana Celalü’d-din ol Kutb-ı cihan kanı
Mevlana Hüdavendgar bize nazar kılalı
Anun görklü nazarı gönlümüz aynasıdur
beyitler, ona derin bir saygı gösterdiğini göstermektedir. Sohbetinde bulunmak ifadesi ile de onun müntesibi değil de hayranı olduğunu kastediyor olmalıdır.
Buna göre Yunus Emre, tarikat silsilesi içinde Saltuk Baba, Barak Baba  ve Tapduk Emre’ye bağlıdır. Mevlanayı görmüş ve dinlemiştir. Ama ona bağlı olduğuna dair bir ifade kullanmamıştır.

6.    Vefat Tarihi ve Mezarı
Yunus Emre ile ilgili tüm tartışmaların merkezinde, Yunus Emre’nin mezarı konusu vardır. Yunus Emre’nin mezarına sahip çıkan şehirler, Tire, Aksaray, Karaman, Eskişehir, Erzurum, Kula, Isparta gibi şehirlerdir.
Yunus Emre’nin mezarından önce hayatı hakkında şiirlerinde geçen ifadelere bakmak gerekir:
Niçeler eydür Yunus’a çün kocaldun ışkı kogıl
Rüzigar uğramaz ışka ışkun    ne ay u yılı var
Niçeler eydür Yunus’a kim kocaldun ışkı kogıl
Işk bize yinile değdi henüz dahı turvandadur
Bu iki beyitte de Yunus artık çok kocadığını, Allah aşkı ile uğraşmanın ona vakit ayırmanın yeter olduğunu kendi kendine seslenmektedir. Hemen alt beyitte ise aşkın zaman olarak ne ayı ve ne yılı olduğunu, aşkın her daim olduğunu kendisine telkin etmektedir.

Şu beyitte de Yunus Emre’nin ne kadar ihtiyarladığını daha iyi anlamaktayız:
Miskin gönül ışk elinden iki büküldi vücudı
Tevbe kapusından sundum ana iman tayağını
Yunus Emre kendi hayatından bahsettiği iki yerde de ilginç bir şekilde öldürülmek istendiğinden bahseder:
Münkir münafıklar beni öldürelim dirler imiş
Beni yaradan öldürür yok var iden gelsün berü
Gülsün beni ol öldüren külümi göğe savuran
Ben Küntü kenz’em mahfiyem izhâr iden gelsün berü
Yunus Emre, kendi hayatı ile ilgili en önemli bilgiyi ise Risaletü’n-Nushiyye’nin sonunda
Söze tarih yidi yüz yidi-y-idi
Yunus cânı bu yolda fidi-y-di
beytinde verir.
Aynı beyit, Risaletü’n-Nushiyye’nin Karaman nüshası, 103. sayfasında
Ki tarih dahi yidi yüzde yidi
Yûnus cânı bu yolda fidi yidi
şeklinde geçer.
Ancak bütün tartışmaları bitiren, Yunus Emre’nin ölüm tarihini kesin olarak tespit eden çalışma, Adnan Erzi’den geldi. Adnan Erzi’nin, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde bulduğu bir mecmuadaki bir notu,  yayınlaması ile bir anda, ilgili çevrenin, bu nota yönelmesini sağladı.
Müddet-i ömr 82
Sene 720
Yukarıya aldığımız belgelerden anlaşılacağı üzere, Yunus Emre uzun bir hayat sonrası ihtiyarlamış ve ölüme hazırlık yapmaktadır. Ölmeden önce de şiirlerini Risaletü’n-Nushiyye ile Divan içinde toplamıştır. Üstelik bir şiirlerinin birinde şiirlerini bitirdiği tarihi 1300/1307 olarak vermiştir.  Beyazıt Devlet Kütüphanes’indeki Mecmuada Yunus Emre adına verilen ölüm tarihi H 720 M 1320 olarak verilmiştir. Bu tarih bugün herkes tarafından kabul edilen bir tarihtir.
Ancak en büyük soru cevabını net olarak bulmamıştır. 1320 tarihinde Yunus Emre nerede ölmüştür. Bu sorunun cevabı şöyle verilebilir:
Yunus Emre 1320 tarihinde tüm dini büyükler gibi kendi adına oluşturulan bir zaviye, caminin olduğu yere yapılan bir türbede ölmüştür. Bu şartları taşıyan tek mekân Karaman’dadır. Yunus Emre adına cami, tekke, vakıf arazileri ve işletmelerin bir arada olduğu tek şehir Karaman’dır.

Kaynaklar
Barkan Ömer Lütfi, “Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, Ankara 1942, S.II s. 279-304
BOA, Konya Defteri No: 455, s. 108
Erzi Adnan, Türkiye Kütüphanelerinden Notlar ve Vesikalar I,Yûnus Emre’nin Hayatı Hakkında Bir Vesika”, Belleten, TTK, C., XIV, S. 53, Ankara 1950, s.85-89
Tatçı Mustafa, Risaletü’n-Nushiyye Tenkitli Metin 3, İstanbul 2008
Tatçı Mustafa, Yûnus Emre Divanı İnceleme 1, İstanbul 2008
Tatçı Mustafa, Yûnus Emre Divanı Tenkitli Metin 2, İstanbul 2008

Yorum Yapın