talat-duru-yasemin-gon-cicibiyik-yunus-emre-turbesi-1993

Yunus Emre Tekkesi’ne Ne Oldu?

FacebookTwitterGoogle+WhatsAppPaylaş

Talat Duru’nun Gördüğü ve Bildiği Yunus Emre Tekkesi, Camii Ve Türbesi

Yusuf Yıldırım

Yunus Emre Camii’ni biliriz de bir de tekkesi varmış.  Sadece tekke mi? Çeşmeler, değirmenler, tabakhane, imarethane, misafirhane, gülhane, vakıf arazileri! Musalladan belediye işhanına; Yunus Emre Camii’nden Kavaklı Yol’a kadar tüm arazi; camiden tabakhaneye entegre bir mekan imiş. Talat Duru, kitaplarında ve yazılarında buraları durmadan yazdı ve anlattı. Daha ötesi bu tekkede doğdu, bu tekkede oynadı, bu tekkede büyüdü. Ama birgün bir el geldi ve buradaki tüm tarihi mekanları yok etti. Şimdi onların yerinde saygısızca yerleştirilmiş yollar var; yıkık dökük apartmanlar var.

Ahmet Talat Duru’ya bu mekanları bizzat yerinde gezerek anlattırdık:

– Bakın burası sadece cami değildir. Yunus Emre Camii ve çevresi eskiden tekke, imaret ve debbağhane idi.

– Sen bunları gördün mü Talat Amca!

– Tabii. Tekke, 1959’da yıkıldı.

– Niye yıkıldı?

– Yol açmak için.

– Eee, Tekkenin kendisi tarihi eser değil mi idi.

– Evet. Ama gel gör ki, millete anlat. Babam “Gelin, yapmayın etmeyin, yazıktır.” dedi. Ama dinleyen kim.

– Tekke kerpiçten mi yapılmıştı?

– Ne diyorsun! Kerpiç olur mu? Her yeri kesme taştan idi. Sırtını camiye ver ve şu yola bak. İyi dinle. Anlatacaklarımı Karaman’da bir ben bilirim. Bir de Mahmut Ak.

Caminin tam kuzeyi tekke, kıble karşısı gülistan, daha ilerisi debbağhane ve kirişhane, doğusu hazire ve imaret idi.

Tekkenin iki girişi vardı. Birisi yukarıda, Kirişçi Çeşmesi’nin altında; diğeri şeyh evinin önünde idi.  Şeyh evinin önünde bir de avlusu vardı. Camiin tam karşısı tekke idi. Çocukluğumuzda burada oynar, içine girer çıkardık.

Tekke; yazlık tekke, bahçe ve çilehanelerden oluşmuştu. Yazlık tekkenin içinde, mermer bir havuz; duvar boylarında oturma sekileri vardı.

Tekkenin batısında bir sarnıç, sarnıcın yanında da bir oda vardı. O oda cami odası idi. İbralalı Kör Hasip Cicibıyık oraya oturdu.

Caminin doğusu haziredir. Hâlâ da duruyor. Gerçi biraz dolma. Daha aşağısında da mezar var bence. Babam yani “Sunullah’ın Ziya” beni ve kardeşlerimi sık sık buraya getirirdi. Yunus Emre’nin soyundan geldiğimizi; hazirede yatanların akrabalarımız olduğunu söylerdi. Birer Fatiha okurduk.

Hazirenin alt tarafı imaret idi. Ben kalıntısına yetiştim. 1904 doğumlu rahmetli Durmuş Ali Gülcan, burada yemek yediğini söylemişti. Yunus Emre, kendi malından vakfettiği gelir ile bu imareti kurmuş. Mevlana Kitaplığı’ndaki bir kayıtta Yunus Emre İmareti için şöyle yazdığını gördüm:

“Ayende ve revendeye it’amı ile taam oluna.”

– Yani Talat Amca?

– Yani “Gelene ve gidene yemek verile.” anlamında.

Yunus Emre Camii ve Tekkesi, Eizze-i Kiram’dandır. “Eizze-i Kiram ne?” diyeceksin. Eizze Kiram, Anadolu’nun dört büyük insanı olan Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli’dir. Âsitâne yani İstanbul, Eizze-i Kiram’a vakıf kaleminden gelir bütçesi ayırırdı. Yunus Tekkesi’ne ayrılan gelirler ile tekkenin çarkı döndürülürmüş.

İşte bu paralardan bir kısmı ile Yunus Emre İmareti’nde yemek pişer, gelene gidene verilirmiş. Ben ancak imaretin yıkığını görebildim.

Caminin kıble tarafı gülistan idi. Ben yetiştiğimde gülistanın harap sahası ve misafirhanenin yıkığı vardı. Gülistanın içi de ot, çöp dolu idi.

Gülistanın arkasında misafirhaneler vardı. Eskiden misafirler, şehirlerde tekke ve imarethanelerin misafirhanesinde; köylerde ağa evlerinin misafir odasında kalırmış. Misafirlerin tekkede üç gün kalmasına müsaade varmış. Peygamberimiz, bir hadisinde de “Misafirlik üç gündür, fazlası sadakadır.” buyurmuştur. Yunus Emre Tekkesi misafirhanesinin durumu da böyleymiş.

Caminin kıblesi ile doğusu debbağhane ve kirişhane idi. Yunus Emre’nin mesleği kirişçiliktir. Tarihi vesikalarda cami ve tekkenin diğer bir ismi de Kirişçi Baba Tekke ve Camii’dir. Kirişçilik, hayvan bağırsağından ok ve saz teli yapma mesleğidir. Osmanlı ülkesinin genelinde kiriş ihtiyacı, Karaman’daki kirişhaneden karşılanırdı. Osmanlıda sekban ocağı kaldırılınca kirişhane de kapanmış, debbağhane devam etmiş. Arşiv kayıtlarına göre Osmanlı’nın en büyük debbağhanesi, Karaman debbağhanesi imiş. Debbağhane’ye ben yetiştim. 1940’lara kadar bu meslek Karaman’da devam etti.

Camiinin kenarından bir de dere geçerdi. Bu derenin adı Porsuk Deresi idi. İbrahim Hakkı Konyalı’nın tespitlerine göre 1500’lü yıllardaki belgelerde de derenin adı Porsuk’tur.

– Talat Amca, H 1330 M 1915 tarihli salnamede Yunus Emre Camii ve Zaviyesi ise şu şekilde anlatılıyor:

“Karaman’da Kirişçi Baba Mahallesi’nde vaki Kirişçi, nam-ı diğer Yunus Emre Cami-i Şerifi ve Zaviyesi mevcut olup evkaf-ı mülhakadan cami ve zaviye mevcut ve mamurdur. Cami-i şerifin inşa tarzı kargir, zaviye ise ahşaptır. Mahalline yılda 400 kuruşa yakın varidat getirir akarı vardır. Evkaf hazinesinden yılda keza 400 kuruş ki, cem’an 800 kuruş varidatı olup, imam, hatip, hafız-ı Kur’an, vaiz, müezzin, zaviyedar sair hademeleri vazife ifa ederek işbu 800 kuruş vazifelilere sarf edilmektedir.”

“Cami-i şerifin içinde mübarek eşyadan Sakal-ı Şerif bulunduğu gibi, bitişiğindeki ufacık bir hücre içerisinde dahi Yunus Emre ile Taptuk Emre’nin mübarek kabirleri Müslümanlar tarafından ziyaret edilmekte ve şifa elde olunmaktadır. Cami içindeki avlusunda bir de sarnıç ve sayfiye olup, zaviye içerisinde ayrıca mevcut olan havuz ile yeşillik görülmektedir. İnşa tarihi H 750 M 1349-50 senesidir.”

– Evet cami ve tekkenin ismi hem Kirişçi Baba hem de Yunus Emre Camii ve Zaviyesi/Tekkesi olarak kayıtlara geçmiş. Burada da geçtiği üzere buranın bir takım görevlileri var. Şeyh, imam, müezzin türbedar gibi. Bunların padişah tarafından resmi ataması yapılır ve belirli ücret alırlarmış. Şimdiki memur, müdür ataması gibi.

Tekke ve Zaviyeler Kanunu gereği tekke ve zaviyeler kapansa da türbenin bakımı ile bir kadın ilgilenirdi. Emine teyze, babamın teyzesi olur. O belirli günlerde gelir, mezar örtülerini ve türbenin zeminini silerdi. İçeriyi havalandırıp etrafı süpürürdü. Pencere camlarını ve türbe kapısını da silerdi. O zaman türbenin penceresine çapıt bağlayanlara, içeriye para atanlara, çok kızar, bağırır, çağırırdı. Bunları yapanları görürse “Sizin yaptığınız ayıp, gavur adetlerini Müslüman mezarına uyguluyorsunuz, yapmayın günahtır.” diye kovalardı. Pencereye bağlanan çapıtları her defasında söker; içeri atılan paraları da tek tek toplardı.

Pencereden içeri mum bile atarlardı. O zaman elektrik yok. Akşamları bu mumlar kullanılsın diye sevap niyeti atıyorlardı galiba.

Hatırlayabildiğim kadarı ile 1942-1943’e kadar Emine teyze türbeye baktı. Daha sonra Müezzin Hüseyin Ağa, türbe ile ilgilendi. Sessiz kendi halinde bir adamdı. Tabi Emine teyze kadar nerde bakacak. 1955’lere kadar türbeye baktı gibi hatırlarım.

– Talat Amca biraz da camiden bahseder misin?

– Babamdan mı, Ali Gülcan Amca’dan mı duymuştum?.. Hatırlayamadım… Yunus Emre Karaman’a gelince önce camisini yaptırmış. Ölmeden önce de vasiyet etmiş: Beni cami içine gömmeyin. Dışarıda bir yer yapın! O yüzden Yunus Emre’nin mezarı camiden yukarıda imiş. Zamanla türbe ile cami arasındaki boşluğa dervişleri, zikirhaneyi yapmış. Burası kışlık zikirhanedir. Yazlık zikirhane daha önce dediğim gibi, tekkenin havuzlu bölümündeydi.

Zikirhane demişken Halvetilerin zikirlerini de anlatayım. Yatsı namazı sonrası biri hariç tüm mumlar söner. Şeyh postuna oturur. Bir tek mumun loşluğunda dervişler, bir halka yapar. Sessizce ibadet ederler.

Şimdi söyleyeceğim çok önemli. Kayıtlarda tekkede görevlendirilen ve maaş bağlanan görevlilerden biri de “hâfız-ı-kütüb”tür. Hâfız-ı kütüb nedir? Kelime anlamı ile kitapları koruyan yani kütüphanecidir.

Hâfız-ı kütübün, tekkede olması ne anlama geliyor?

Büyük bir kütüphane!

Dedem Şeyh Sunullah 1904 yılında ölünce yerine geçmek için akrabamız Eyüp Hoca ile Kadiri tekkesi şeyhi Bekir Efendi mücadele eder. Bekir Efendi şeyh olur. Bu arada kütüphane de dağılır.

Yunus Emre Kütüphanesi’nin en önemli kitabı Yunus Divanı idi. Zikirlerde de bol bol okunurdu. Divan, bu kargaşada Hacı Bekir’in eline geçer. Ondan da Kayserilizade Bahri Efendi’ye, ondan da oğlu  Baha Kayserilioğlu’nun eline geçmiş.

Çocukluğumda buranın minaresi kafesi tarzda idi. Yani minare şebekesinin üzerinde kubbemsi bir saçak vardı. Onu yıktılar yerine bu çirkin minareyi yaptılar.

Ayrıca sarnıcın üstünde bir çeşme vardı. Kirişçi Çeşmesi derlerdi. Çift ülüklü kitabeli, çift ülüklü ve aynalı bir çeşme idi. 1959’da belediye, yol açacağım diye yıktı ve kenara kürüdü atıverdi. Çok güzel bir çeşme idi…

Talat Duru Röportajı, Talat Duru Dükkanı, Karaman, 27 Şubat 2016 14:45-16:30

Yorum Yapın