2016-08-11 mualla mezhepoğlu (44)

Mualla Mezhepoğlu ile Karaman, Mezhebzadeler ve Kitabı Üzerine

FacebookTwitterGoogle+WhatsAppPaylaş

Mualla Mezhepoğlu ile Karaman, Mezhebzadeler ve Kitabı Üzerine

 Yusuf Yıldırım

 

O bir İstanbul Hanımefendisi! Ama bizim kadar Karamanlı. Hem soydan Karamanlı hem özden Karamanlı. Amerikan koleji mezunu ve Robert Koleji öğretmeni! Çocukluğunun ve gençliğinin Karaman’ına 55 yıl sonra tekrar geldi. Mualla Hanımı bulmuşken bir çırpıda Karaman’ı, kendisini ve kitabını konuştuk

 

Mualla Hanım tam bir İstanbul Hanımefendisisiniz. Anne tarafından Sivas Divriği ve  Anteplisiniz.  Baba tarafından Karamanlısınız. Kendinizi nasıl tanıtırsınız?

Karamanlı bir babanın, İstanbullu bir annenin tek çocuğuyum. Anne tarafından Osmanlıdan gelen bir aile kökenim var. Cumhuriyet devrimini yaşamış bir aile. Tabi o ailenin yetiştirdiği; Atatürk ilkelerine bağlı Cumhuriyet prensiplerine içten ve samimi olarak inanan bir ailenin çocuğuyum.

Eğitiminizden bahseder misiniz?

İlkokulu Beşiktaş Akaretlerde, ortaokul ve liseyi Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde okudum. Üniversite öğrenim ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde oldu.

Evliliğiniz ve iş hayatınız?

Mezuniyet sonrası Robert Kolejinde asistan olarak işe başladım. İki yıl sonra Amerika’ya gitme imkânı oldu. Dönüşte Sultanahmet İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi’nde yine asistan olarak işe başladım.

Bu arada evlenerek Adana’ya gittim. Beş yıl sonra eşimden boşanarak İstanbul’a döndüm. Yapı Kredi Bankası İktisadi araştırmalar bölümüne araştırmacı olarak girdim.

Babamın rahatsızlığı nedeni ile aile şirketinin işlerine yardımcı oldum.

Daha sonra bir sivil toplum örgütü olan Anadolu El İşleri Derneğinin 18 sene yöneticiliğini yaptım. Bu dernek aracılığı ile Anadolu’dan gelmiş kişilerin el işlerini değerlendirip yurt dışına sattık.

Emekliliğim sonrası da çalışmaya devam ettim.Robert Kolejinde beş yıl kadar Seçmeli Ekonomi dersi okuttum. Bir zamanlar öğrenci olduğum liseye öğretmen olarak dönmek çok zevkli idi. Çok keyif aldım.

Buradan emekli olduktan sonra bir daha çalışmadım. Ama iki önemli STK’da görevlerim oldu. Bunlardan  biri Lions Derneğidir. Lions Derneğinin iki dönem başkanlığını yaptım. Şu anda Bebekliler Derneğinin başkan yardımcısıyım.

Şu ana kadar iki kitabım çıktı. İlki İngilizceden tercüme; Muhasebenin Yönetime Uygulanması adlı bir kitaptır. Yüksek öğrenimde okutulan bir kitaptır. Diğeri ailemi ve geçmişimi anlattığım Dün Takvimde Biter adlı hatıra kitabımdır.

Çocukluğunuzun ve gençliğinizin yaz tatillerinde Karaman’a çok geldiniz. O günleri anlatır mısınız?

Kurban ve Ramazan Bayramlarında mutlaka Karaman’a gelirdik. Yolculuklar trenle olurdu. Dedemin evi Yunus Emre Ortaokulu ile Güneş İlkokulunun karşısında idi.

Dışarlıklı bir torun olarak galiba iltimaslı idim. Diğer torunlar dedemden çekinirken ben dedemin kucağına rahatça girer ve onunla şakalaşırdım. Hatta bir keresinde namaz kılarken onun boynuna atlamıştım. Bu hareketim aile çevresinde uzun zaman tebessümle konuşulmuştu.

Bir keresinde dedemi koyun postu üzerinde namaz kılarken görmüşüm. Ve niçin koyunun postunu çıkardınız diye kızarak dedemin önüne geçmişim. Ben buradan anlıyorum ki, hiç İstanbul’da kurban kesmemişiz. İlk defa koyun postunu burada görüyorum.

İki amcam, dört halam vardı. Annem, babam tarafına çok düşkündü. Aralarında hep muhabbet vardı.

Soyadınız önce Turhan sonra Mezhepoğlu olmuş. Bunun bir hikayesi var mı?

Soyadı Kanunu çıkınca Oğuzlardan kalma bir Türk adı olan “Turhan” ailemize soyadı olarak verilmiş. Sonra dedem; “Bu Turhan soyadı da nereden çıktı? Bizi bu isimle kimse tanımıyor. Biz yine sülale ismimize dönelim.” demiş. O dönemi “zade” ünvanı kullanmak yasakmış. Bu yüzden “Mezhepzade” ismi yerine “Mezhepoğlu” ismi soyadı olarak alınmış. Yıl 1954 gibi hatırlıyorum.

Karaman’a en son ne zaman gelmiştiniz?

En son 1965 yılında geldim. A evet hatırladım. Bir de 1986 yılında babaannemi görmeye gelmiştim.

Karaman’da Mezhebzadelerden hemen hemen kimse kalmadı? Mezhebzadeleler şimdi nerede?

Babamlar üç oğlan beş kızmış. Babam; okumak üzere Karaman dışına çıkan ikinci Karamanlıdır. Cemile halam çok küçükken vefat etmiş. Babam İstanbul Hukuku bitirerek annemle evlenmiştir. Mustafa amcam bankacı olarak yurdun değişik yerlerinde çalışmıştır. Nedim Amcam da babam gibi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirir. Mezun olduğu yılın Kurban Bayramı’nda bir diken batması ile şarbon olup vefat etmiştir. Ayşe Halam, İbrahim Hulusi Güngör’ün annesidir. İbrahim abi İstanbul’a yerleşince halamı yanına aldı. O da İstanbul’da vefat etmiştir. Abacılardan evlenen Hatice Halam; oğulları İstanbul’a gidince İstanbul’a yerleşti. Orada vefat etti. Zehra halam bir bankacı ile evlendi. Eşinin son işi İstanbul’da idi. O da İstanbul’da vefat etti. Bir tek Emine halam Karaman’da kaldı. O da babamın rahatsızlandığını duyup İstanbul’a gelmek için bavulunu hazırlarken rahatsızlanıp vefat etmiş.

Şu an Karaman’da hiçbir yakınımız yok. Amca ve halalarımdan olma çocuklardan İstanbul’da ve İzmir’de yaşayanlar var.

Diğer mezhepzadelerle görüşüyor musunuz?

Tabi, tüm akrabalarla fırsat buldukça görüşür, hal hatır sorar, eskileri yad ederiz. Onun haricinde babam diğer kardeş

Karaman deyince en çok neyi özlersiniz?

Babaannemin yaptığı unlu kurabiyeleri çok severdim. Onun haricinde Karaman’ın geleneksel yemeği batırığı çok seviyorum. Bu gelişimde de hemen istedim zaten.

Karaman’ı size bağlayan bir tarihi ev ve bazı mülkleriniz var. Bunlar ile ilgili düşünceniz nedir?

Karaman’da kimsem kalmadı. Dediğiniz gibi birkaç mülk var. Bunlardan en önemlisi dedemden kalan tarihi bir evdir. Çok bakımsız ve terkedilmiş durumda. Bu evin ihya edilmesini istiyorum. Bir restorasyon ile Karaman kültürüne kazandırılması arzumdur.

Biz sizi kitabınızla tanıdık. Ve ulusalda da Dün Takvimde Biter adlı kitabınızla adınız daha yaygın duyuldu.  Bu kitabın neredeyse her yerinde Karaman hatıraları, Karaman izleri bulunmaktadır. Kitabınızın hazırlanma öyküsünü anlatır mısınız?

Annem çok muntazam bir kadındı. Kendisi hakimdi. Bana yedi albüm bıraktı. Bir gün albümleri inceliyorum. Dehşete kapıldım. Fotoğraflar tarih sırasına konulmuş. Üstelik her fotoğrafın arkasına o fotoğraftaki kişiler, tarihi, yeri eksiksiz olarak daktilo ile yazılmış. Ben bu fotoğrafları; işte annem babam, amcalarım halalarım gibi kişilere göre ayırdım. Bir de ne göreyim, anne tarafından üç kuşağın baba tarafından ise dört kuşağın fotoğrafları eksiksiz var.

Fotoğraf arşivi yanında hatırı sayılır bir aile belge arşivi de mevcut. Mesela babamın Osmanlı dönemi lise diploması gibi.

Bu sülale albümünden Tarih Vakfının bir şekilde haberi oldu. Gelip gördüler. Ve bana “Bu albümleri kasada saklayın.” dediler.

Ben de “Niye?” dedim.

Verdikleri cevap çok ilginç idi:

Bize bir yerlerden binlerce fotoğraf koleksiyonu bağış olarak gelir. Fakat nerede ise hiçbir fotoğrafın çekildiği yer, tarihi, kişileri hakkında bilgi olmaz. Dolayısı ile o fotoğraflar; değerli olsalar bile araştırma ve tarihi değeri yoktur.

Ama sizin fotoğraflarınızın her birinde tarih var, kişilerin isimleri var ve çekildikleri mekanlar belirtilmiş. Bu yüzden çok değerli. Lütfen bu fotoğrafları kullanarak ailenizin bir hikayesini yazınız.

Ben de dedim: İyi de bizim ailemizde meşhur insanlar ve onlara ait skandal olayları yok ki. Ben şimdiye kadar böyle bir şey yazmadım. Ayrıca ailemin hayatını yazsam kim okur ki?

Bu görüşmeler ne zaman oldu?

Ayşe Arman ile Hürriyet’te bir röportajım olmuştu. Sanırım 2006’lar.

Sonra

Sonra ben bilgisayarın başına geçip her bir fotoğrafın hikayesini yazmaya başladım. İşin içine girdikçe geriye dönük çok şey hatırlamaya başladım. Her hatırladığımı da daha önce yazdıklarıma ekledim. Ortaya bir kitap taslağı çıktı.

Bu taslağı İş Bankası Kültür Yayınları görevlilerine gösterdim. Onlar bir bakalım dediler. Bir zaman sonra bana bir mektup geldi. Baktım ki İş Bankası benim eserimi basılmaya değer görmüş ve basılması için kuruldan karar çıktı.

Ancak basılma süreci uzun sürdü. Ben bu arada hacca gidip geldim. Falan filan. İşte böylece “Dün Takvimde Biter” adı ile kitabım 2015 yılı Aralık ayında basıldı.

Açıkçası kitabın bu kadar ilgi göreceğini hiç beklemiyordum.

Çok iyi bir aile arşiviniz var? Bu arşivde fotoğraftan, makbuza kadar birçok belgeyi saklıyorsunuz. Bu arşiv nasıl oluştu?

Söylediğim gibi! Annem çok muntazam bir kadındı. Ona da annesinden geçmiş. Anneannemde hem fotoğraf merakı hem de fotoğraf çekme ve bastırma imkanı varmış. Benim sadece fotoğrafım arşivim yok. Birçok önemli eşya ve belge de saklıyorum. Mesela Enver Paşa’nın eşi Naciye Sultan ile tanışıklığı olduğundan ondan bir mangal kalmış. Bu bizdeki arşivcilik galiba genetik bir özellik. Ailenin hayatına ait her türlü belgeyi saklanmış.

Birçok önemli kişinin arşivi, kitap koleksiyonu ölümünden sonra darmadağan olmaktadır. Arşivinizi nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz. Bir düşünce ya da planınız var mı?

Elbet bir planım ve düşüncem var. Ama bir projelendirme yok. Ama sahip olduğum koleksiyonlar ile bir müze-kütüphane oluşturulmasını isterim.

55 yıl sonra Karaman’dasınız! Nasıl buldunuz Karaman’ı?

86 yılındaki kısa seyahatim sayılmazsa en son 1961 yılında gelmiştim.

Tartan Konağı gibi tarihi yerlerin kazanılmasına sevindim. Benim geldiğim dönemde Karaman çok harap ve bakımsız idi.

Şimdiki Karaman tabii ki çok büyümüş. Bana daha yeşil geldi. Dar sokaklar geniş caddelere dönüşmüş. Parklar çoğalmış. Tabii ki çarpık yapılaşma yoğun. Çirkin apartman blokları, koca koca tabelalar her yerde Ancak bunların Türkiye’nin gerçeği.  Sadece Karaman’a has değil. Karaman’ın il olması benim de hoşuma gitti.

Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

Tüm Karamanlılara selam ediyorum. Bende Karaman sevgisi ve özlemi derindendir. Karaman’ın her şeyini seviyorum. Özellikle yemeklerini ve tarihini.

Karamanlılardan şu istirhamım olacak!

Karaman tarihi bir kent. Ancak tarihi eserlere sahiplenilmede eksiklikler gördüm. Ciddi ve profesyonel yatırımlar yapılırsa Karaman da Safranbolu ve Beypazarı gibi otantik bir kent özelliği kazanabilir.

 

Yorum Yapın