1

HEMŞERİMİZ ATATÜRK’ÜN SOYU VE AİLESİ

FacebookTwitterGoogle+WhatsAppPaylaş

“Hayatta Tek Övüncüm ve Servetim Türklüğümdür” Diyen M. Kemal’in Ailesi
Mustafa Kemal Atatürk, değişik araştırmalarımızda da ortaya konulduğu gibi, hem baba hem de anne tarafından Türk’tür. Eldeki bütün belgeler ve bilgiler bu konuda hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kadar açıktır. Hem ailesinde, hem de kendi şahsında muazzam bir “Türklük bilinci” vardır. Atatürk, hayatı boyunca Türklük bilincinin farkında olmuş, Türk tarihi boyunca gelmiş geçmiş bütün Türk devlet adamları içinde Türklükle ilgili en güzel sözleri kendisi söylemiş; Türk yaratılmaktan, Türk milletinin bir mensubu olmaktan daima gurur duymuştur.
Hayatta yegâne övüncünün ve servetinin Türklük olduğunu söyleyen Mustafa Kemal Atatürk; “hangi asil aileye mensup olduğu” sorusuna, Avrupa Hun İmparatoru Attila gibi “asil bir milletin evladı olduğunu” söyleyerek cevap vermiş; bir başka vesile ile de “bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz” demiştir.

Baba Ali Rıza Efendi (Selanik, 1841 – Selanik, 23 Mayıs 1886)
Ali Rıza Efendi’nin ailesi Rumeli’nin fethinden sonra bölgenin Türkleştirilmesi için Anadolu’dan (Konya/Karaman civarından) göçürülerek bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nin Debre şehrine bağlı “Kocacık” nahiyesine yerleştirilen Kızıl Oğuz/Kocacık Yörükleri/Türkmenlerinden gelmektedir. Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi ile onun kardeşi Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi 1800’lü yılların başında o dönemde yine bir Türk toprağı olan Selanik’e göç etmişlerdir. Ali Rıza Efendi’nin annesi Ayşe Hanımdır. Kızıl Hafız Ahmet Efendi ile Ayşe Hanım’ın evliliğinden dört çocuk olmuştur: “Mustafa” (bebek iken beşikten düşerek vefat etti, ismi Kemal Atatürk’e verildi), “Hatice”, “Nimeti” ve “Ali Rıza Efendi”. Ali Rıza Efendi’nin annesi Ayşe Hanım kocasının ölümünden sonra Halil Efendi ile ikinci bir evlilik yaptı. Bu evlilikten de “Emine” (Zübeyde Hanım’dan 3 ay sonra Nisan 1923’te İstanbul’da vefat etti) isminde bir çocuk olmuştur. Yani Ali Rıza Efendi’nin dört kardeşi vardı.
Atatürk’ün baba soyu, büyük amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi tarafından devam etmiş ve günümüzde kadar ulaşmıştır. Bunun oğlu Salih Efendi ve ikinci eşi Müberra Hanım’dan devam eden aile, torunlarla yedinci kuşağa ulaşmış bulunuyor. Belgelerden Atatürk’ün Müberra Hanım’a “Yenge” şeklinde hitap ettiğini biliyoruz. Bunların beş çocuğundan birisi olan Necati Erbatur, 28 Eylül 1927’de Dolmabahçe Sarayı’nda nişanlanmış; diğer çocukları Vüsat Erbatur’un kızı Nesrin Hanım ile Feridun Söğütligil’in nikâhları 2 Ekim 1937’de Park Otel’de yapılmış ve Atatürk bu nikâh törenine katılmıştır.
Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, Selanik’te 1841 yılında doğdu. Selanik’te Abdi Hafız Mektebi’nde okumuş, Vakıflar İdaresi’ne kâtip olarak girmiş, “Gümrük Memurluğu” görevlerinde bulunmuş ve son olarak ticaretle meşgul olmuştur. Ticari faaliyetleri başarısızlıkla sonuçlanan Ali Rıza Efendi, bu olaydan çok etkilenmiş ve büyük bir moral çöküntüsü içinde hayata küsmüş ve kaynaklarda “barsak veremi” olarak geçen bir hastalığa yakalanmış, yaklaşık üç yıl hastalıkla uğraştıktan sonra 23 Mayıs 1886’da vefat etmiştir.
Mustafa Kemal’in sonraki yıllara ait bir notundan anlaşıldığına göre Ali Rıza Efendi, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin de bulunduğu Koca Kasım Paşa Mahallesi’ndeki Horatacı (Sultan) Süleyman Efendi Camisi haziresine gömülmüştür.
Memuriyeti bırakarak, kereste ticaretine başlayan Ali Rıza Efendi, bu işi sırasında haraç isteyen çetelere boyun eğmeyerek onlarla çatışmayı göze alabilecek yapıda cesur bir insandı. Yine işini bırakmak pahasına onların istediği “haracı” vermeyecek kadar da dürüst bir insandı. Oğlu Mustafa’ya “adam olmak için okumak, öğrenmek şarttır. Başka çare yoktur” diyen Ali Rıza Efendi, geniş görüşlü, modern düşünceli, yeniliklere açık aydın bir insandı. Mustafa’yı Mahalle Mektebi’nden alarak, çağdaş bir eğitim kurumu olan Şemsi Efendi Okulu’na vermesi de, onun yenilikçi, parlak kişiliğini göstermektedir.
Anne Zübeyde Hanım (Selanik, 1857 – İzmir/Karşıyaka, 15 Ocak 1923)
Zübeyde Hanım’ın soyu da yine 1466’larda Konya/Karaman yöresinden Rumeli’ye göçürülen ve o dönemde Vodina Sancağı (şimdi Yunanistan’ın Edessa şehri)na bağlı Sarıgöl nahiyesine yerleştirilen ve geldikleri yörenin adına izafeten Rumeli’de “Konyarlar” diye bilinen Yörük/Türkmen grubuna mensuptur. Aile sonradan Selanik yakınlarındaki Lankaza (Langaza)’ya, oradan da Selanik’e göç etmiştir. Zübeyde Hanım 1857’de burada dünyaya gelmiştir. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın babası Sofu-zade Feyzullah Efendi üç defa evlenmiştir. Feyzullah Efendi’nin ilk eşinden Hüseyin Ağa (M. Kemal’in dayısı) ve Hatice Hanım (M. Kemal’in teyzesi), ikinci eşinden Zehra (M. Kemal’in teyzesi) ve Hasan Ağa (M. Kemal’in dayısı), üçüncü eşi olan Ayşe (Aişe) Hanımla evliliğinden de Zübeyde Hanım dünyaya gelmişlerdir. Atatürk’ün dayısı Hüseyin Ağa, Lankaza yakınlarındaki Karaman’dan Tikveş’e göç eden ve “uç beyi” olarak görevlendirilen Mehmet Ali Efendi’ye ait Çalı (Rapla) Çiftliği’nde kâhya olarak çalışıyordu. Hiç evlenmemiştir. Atatürk’ün anne soyu diğer dayısı Hasan Ağa tarafından devam ederek günümüze ulaşmıştır. Lankaza’da aşçılık yapan Hasan Ağa’nın, Abdurrahman (Aldırma), Hatice (Sümer) (Doğumu: Selanik, 1314 / 1898/1899 – Ölümü: Bursa, 2002) ve Münire isimlerinde üç çocuğu bulunuyordu.
Balkan Savaşları sonrasında Selanik elimizden çıkınca Zübeyde Hanım kızı Makbule ile birlikte Mart 1915’te İstanbul’a geldi. Mili Mücadele’nin en sıcak günlerinde Atatürk Adapazarı’nda buluştuğu annesini 22 Haziran 1922’de Ankara’ya yanına getirdi. Mustafa Kemal bu günlerde annesinin durumunu, “ona kavuşabildim ki artık maddeten ölmüştü, yalnız manen yaşıyordu” diye özetlemiştir. 1919’da oğlu Mustafa Kemal hakkında verilen ölüm emri üzerine kısmi felç geçiren Zübeyde Hanım’ın hastalığı giderek arttı ve havasının iyi geleceği düşüncesiyle gittiği İzmir Karşıyaka’da Latife Hanımların evinde vefat etti (15 Ocak 1923). İzmir Karşıyaka’da bulunan Ferik Osman Paşa Camii haziresine defnedildi.
Zübeyde Hanım, güçlü bir beden yapısına sahip olduğu gibi, güçlü bir iradeye de sahipti. Yeterince eğitim görmemiş, ama okuma yazmayı öğrenmişti. Annesine “Molla Hanım” denildiği gibi, kendisine de “Zübeyde Molla” deniyordu. Bu “bilge” kişiliğini ifade eden bir lakaptı. Muhafazakâr, geleneklerine bağlı bir kadındı. Beş vakit namazını kılan, “dindar” bir Müslüman Türk anasıydı. Her Türk anası gibi Zübeyde Hanım’ın da “devlet düşüncesi” çok kuvvetliydi. Perihan Eldeniz’in anlattığına göre; Büyük Taarruz öncesinde Mustafa Kemal Paşa’ya gönderilmek üzere kızı Makbule’ye şunları yazdırtmıştır:
“Oğlum! Seni bekledim dönmedin. Çay ziyafetine gittiğini söyledin. Ama ben biliyorum, sen cepheye gittin. Sana dua ettiğimi bilesin. Harbi kazanmadan dönme! Annen.”
Mustafa Kemal bu mektubu sık sık arkadaşlarına gösterip, “işte benim annem!” dermiş.
Aralık 1922’de Çankaya’da Mustafa Kemal’i ziyaret eden İngiliz Gazeteci Grace Ellison, onun çalışma masası üzerinde annesinin resmini görmüş ve kendisiyle görüşmek istemişti. Mustafa Kemal, annesinin çok hasta olduğunu belirterek, “ne yazık ki, acılarının kaynağı benim. Benim sürgün kaldığım yıllar esnasında çektiği ıstırap ve döktüğü yaşların bedelini şimdi ödüyor” diye eklemişti. Ellison, Zübeyde Hanım’ın yanına götürüldüğünde ona “oğlunuzla kim bilir ne kadar iftihar ediyorsunuz. Onun yaptıkları olağanüstüdür” deyince Zübeyde Hanım Ona teşekkür etmiş ve oğlu için şunları söylemiştir:
“Allah’ın bana bu oğlu vatanı kurtarmak için gönderdiğine inanıyorum. Oğlum bana her zaman çok iyi davranır.”

Bir Kocacık İle Konyar’ın Tarihi Evliliği
Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım, 1870 veya 1871 yılında evlendiler. Evlendiğinde Zübeyde Hanım 13-14 yaşında; Ali Rıza Efendi ise 29-30 yaşında bulunuyordu. Ali Rıza Efendi ve Evkaf İdaresi’nde memurdu. Talip olduğu Zübeyde’den 16-17 yaş büyüktü. Kız tarafından özellikle anne Ayşe Hanım, memuriyet dolayısı ile kızından ayrı kalacağı düşüncesiyle evliliğe başlangıçta itiraz eder. Sonunda Mustafa Kemal’in dayısı Hüseyin Ağa aileyi ikna eder, nikâh kıyılır ve iki genç evlenirler. Böylece Türk milletine Mustafa Kemal Atatürk’ü armağan edecek olan “tarihi evlilik” gerçekleşmiş olur.
Evlendikten hemen sonra, Ali Rıza Efendi’nin Selanik’teki baba evine yerleşirler. İlk evlilik yılları bu evde geçer. Önce bir kızları olur, adını “Fatma” (1871/1872-1875) koyarlar. Bundan sonra da iki erkek çocukları olacaktır. “Ahmet” (1874-1883) ve “Ömer” (1875-1883). Bunları “Mustafa” (1881-1938), “Makbule” (1885-1956) ve “Naciye” (1986-1901) takip edecektir. Seçilen isimler ve bu isimlerin Müslüman Türk Milletinin kültürüne ait göstergeleri ailenin kimliğini ortaya koyan önemli bir veridir.
Bu mutlu evlilik, salgın bazı hastalıklardan dolayı ilk üç çocuklarının değişik yıllarda ölümleri ve Ali Rıza Efendi’nin çok düzenli olmayan iş hayatındaki aksaklıklarla zaman zaman sıkıntılı bir şekilde yürür. Nihayet, Mustafa’nın doğumu ve varlığı ile hayata bağlanan aile, bu defa Ali Rıza Efendi’nin vefatıyla sarsılır.
Ali Rıza Efendi öldüğünde (1886) 29/30 yaşında ve üç çocukla dul kalan Zübeyde Hanım için kardeşi Hüseyin Ağa’nın yönettiği Lankaza’daki Çalı (Rapla) Çiftliği sığınacak bir liman olur. Hüseyin Efendi, eniştesinin ölümü haberini alınca Selanik’e, kız kardeşi Zübeyde’nin evine gelir. Onu ve çocukları ile birlikte, hayatın bu zor şartları içinde bırakamaz ve kız kardeşi Zübeyde’ye, “Rahmetli ömürsüz adamla seni evlendiren ben oldum. Bundan sonra size ben bakacağım, bu çocukları ben büyüteceğim” diyerek, aileyi yanına alıp çiftliğe götürür.

Zübeyde Hanım’ın İkinci Evliliği
Genç yaşta üç çocuğu ile dul kalan Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa’yı Askeri Rüştiye’ye verdikten sonra, özellikle ekonomik yönden zor günler yaşamaya başlar. Çocuklarla birlikte kendisine ve üç çocuğuna bağlanan toplam 120 kuruşluk maaş ailenin geçimini sağlamaktan çok uzaktır. O sıralarda, Yunanistan’a terkedilen Teselya’nın merkezi Larisa (Yenişehir)’dan göç edenlerden Reji İdaresi memurlarından Ragıp Efendi, kendisine talip olur.
Ragıp Efendi de hanımını kaybetmiş üç çocuklu bir duldur. Zübeyde Hanım, Kılıçoğlu Hakkı Bey’in kayınpederi Selanik Mevlevi Şeyhi Rıfat Efendi tarafından Ragıp Efendi ile evlendirilir. Varlıklı bir kimse olmasına rağmen, Ragıp Efendi Zübeyde Hanım’ın evine gelerek yerleşir. Şüphesiz, evin en büyük erkek evladı olarak Mustafa bu evliliği onaylamaz ve evi terkederek, Horhor (Horhorsu) Mahallesi’nde oturan öz halası Emine Hanım’ın evine yerleşir. Manastır İdadisi’ne gidinceye kadar da eve nadiren uğrar.
Ragıp Efendi esasında çok kibar ve iyi kalpli bir insandır. Mustafa Kemal, yıllar sonra Afetinan’a üvey babası ile ilgili olarak şunları söyleyecektir: “… Fakat sonradan o asil beyle dost oldum. Bana iyi bir eğitici oldu. Anamın da geç yaşında böyle bir aile bağı yapmış olmasını takdir ettim. Ancak çocukluk duygum benim babamı kaybetmiş olmama karşı bir isyandan ibaretti” Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy’a da Ragıp Efendi ile ilgili olarak, “Bana karşı çok saygılı davranmış, büyük adam muamelesi etmiştir. Nazik ve kibar insandı.” demiştir. Mehmet Somer de bu konuda “tali ve âli tahsili devrinde üvey pederi Ragıp Bey Mustafa Kemal’e çok samimi davranmış olduğundan, Mustafa Kemal sonraları Ragıp Bey’e hürmet eder olmuştu…” demektedir.
Ragıp Efendi, kaynaklara göre Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra (1918) Selanik’te vefat etmiş; bazı kaynaklara göre de Çanakkale Savaşları’nda (1915-1916) şehit düşmüştür. Fakat, yukarıda da değinildiği gibi, Zübeyde Hanım ve Makbule’nin 1915 yılı Mart ayında İstanbul’a göç ettiğini biliyoruz. Ragıp Bey’in onlarla İstanbul’a geldiğine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle Ragıp Bey, muhtemelen Balkan Savaşları sırasında veyahut hemen sonrasında vefat etmiş olmalıdır.
M. Kemal’in ailesini yakından tanıyan Mehmet Somer de anılarında bu tespiti doğrulamaktadır. O şöyle diyor: “Umumi Harp’ten biraz evvel muvakkat bir zaman için İstanbul’a gelen ana (Zübeyde Hanım) ve hemşiresi (Makbule Hanım), harbin patlaması ile artık Selanik’e gidememişlerdir. Ragıp Bey Selanik’te kaldı vefat etti. Kendisinin Zübeyde Hanım’dan çocuğu yoktur. Başka familyasından kız ve erkek çocukları olduğunu hatırlıyorum..”
Ragıp Bey’in önceki evliliğinden ikisi erkek, biri kız üç çocuğu vardı. Bir oğlu Süreyya Bey (Toyran), diğeri şimendifer memuru Hakkı Bey’dir. Kızlarının birisinin adı Rukiye (Ruhiye)’dir. Fuat Bulca akrabalarıdır. 1913 yılında 16 yaşında iken tanıdığı ve “Ağabey” diye hitap ettiği M. Kemal’e sonradan delice âşık olan ve bu yüzden de intihar eden Fikriye Hanım da Ragıp Bey’in kardeşi Albay Memduh Hayrettin Bey’in üç çocuğundan birisi idi. Yani Fikriye, Ragıp Bey’in yeğeni idi. Hüsamettin Bey’in diğer çocuklarının adları da Enver ve Jülide idi.
Mustafa Kemal, gerek üvey kardeşleri gerekse Ragıp Bey’in kardeşi Memduh Hayrettin Bey ve onun ailesiyle iyi ilişkilerini sürdürmüştür. Üvey kardeşlerinden Süreyya subay olmuş, fakat savaş yıllarında intihar etmişti. Ragıp Bey’in kardeşi Albay Memduh da İstanbul’a gelmiş ve Akbıyık semtine yerleşmişti. İstanbul’da sık sık Zübeyde Hanım’ın ziyaretine giden Fikriye ile Mustafa Kemal arasında giderek bir yakınlık başlayacaktı.

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

ATADAN, M., “Büyük Kardeşim Atatürk”, Yeni İstanbul Gazetesi, 1 Kasım 1952-22 Mart 1953.
AYDEMİR, Ş. S., Tek Adam Mustafa Kemal, C: I. (1981-1919), İstanbul, 1981.
COŞAR, Ö. S., Atatürk Ansiklopedisi C: I. (1981- 23 Temmuz 1908), İstanbul, 1973.
GÖKSEL, B., Atatürk’ün Soy Kütüğü Üzerine Bir Çalışma, Ankara, 1987.
GÜLER, A., Atatürk’ün Saklanan Şeceresi, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2013.
GÜLER, A., Atatürk’ün Soyu: Kızıl Oğuzlar (Kocacıklar), Konyarlar, Berikan Yayınevi, Ankara, 2005, 1-181 s.
GÜLER, A., Dehanın Kodları, (Mustafa Kemal’i Atatürk Yapan Süreçler ve Birikim), Truva Yayınları, İstanbul, 2010, 1-240 s.
GÜLER, A., Sarı Paşa, İnsan Atatürk, Berikan Yayınları, Ankara, 2007, I-XII., 1-322 s.
SÖNMEZ, C., Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım, Ankara, 1998.
SUNGU, İ., “Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendi ve Mensup Olduğu Asakir-i Milliye Taburu”, Belleten D., C: III., Sayı: 10 (Nisan 1939).
ŞAPOLYO, E. B., Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 3. Baskı, İstanbul, 1957.
TURAN, Ş., Mustafa Kemal Atatürk Kendine Özgü Bir Yaşam ve Kişilik, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2004.
Türkün Altın Kitabı Gazi’nin Hayatı, 2. Baskı, İstanbul, 1961 (ilk baskısı: İstanbul, 1928).
YALMAN, A. E., “Türk Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin Tarihçe-i Hayatı”, Vakit Gazetesi, 10 Ocak 1922.

Dr. Ali GÜLER

 

Yorum Yapın