manşet

BİR İNGİLİZ PAPAZIN GÖZÜNDEN 1875’TE KARAMAN

FacebookTwitterGoogle+WhatsAppPaylaş

1826 doğumlu olan Peder Edwin John Davis, Oxford Üniversitesi, Magdallen kolejini bitimiştir. Buradan din ilimlerine geçmiş olmalı ki; 1861 senesinde İskenderiye Anglikan Kilisesinin vaizidir. 1887 yılında Kudüs’te Piskopos yardımcısıdır. Davis ilk olarak 1872 yılında İzmir’e gelir, Ege Bölgesinde gezinti yaptıktan sonra döner. 1874 yılında  “Anatolica, or, The journal of a visit to some of the ancient ruined cities of Caria, Phrygia, Lycia, and Pisidia.” Adı ile yayınlanır. Bu kitap dilimiz çevrilmiştir.

Ancak bizi ilgilendiren bölümü ise 1875 yılı Haziran ayında yaptığı gezidir. Bu gezide Karaman bölgesine enine boyuna gezmiş, gidiş gelişlerde ayrı rotalar uygulayarak daha çok yer görme imkânı bulmuştur. Yine İskenderiye’den Mersin’e gemi ile gelir. Adana, Osmaniye, Maraş bölgelerini gezip tekrar Adana’ya döner. Buradan Gülek Boğazı, Çiftehan, Ulukışla, Ereğli ve İvriz’i gezerek tekrar Ereğli’ye döner. Gezisinde o kadar güzel ve detaylı gözlemler yapar ki; sanki o yıllarda gibi hissedersiniz. Türkmenlerin çadırlarının yapısından tutunda örtü keçe üretiminin Niğde’de yapıldığı, iskeletinin Kayseri’de yapıldığını ve topak ev biçimi çadırları ölçülerine kadar anlatır. Bu çadırları su ve hava geçirmez, hatta yanmaz olduğundan ve çok ucuz olduğundan bahseder. Halkın durumunu, folklorik özelliklerinden giysisine kadar detaylı anlatır. Karaman Kiliminin ününden bahsetmeyi de ihmal etmez. Hatta aşiretlerden bile bahseder. O dönemde Ereğli çevresinde bulunan Bekdikleri anlatır. Divle’ye akşam 21’de varırlar ve bunları Divle’de nehre yakın Hükümet konağına yerleştirirler. Divle’nin coğrafyası ve arazi yapısından bahseder.

Davis’i bu gezide en çok etkileyen halkın “Goca Doksan Kıtlığı” dediği 1873 yılındaki korkunç kıtlık olayı ve 1873-1874 yılındaki sert kış damgasını vurmuştur. Özellikle kıtlıkta Divle’de 200 hane evin boşaldığı, pek çok insanın yiyecek bulmak için Konya ve Adana’ya giderken yollarda öldüğü, insanların ve hayvanların açlıktan telef olduğunu anlatır. İnsanların arpa ekmeği ve cindarıdan yapılan ekmeği dahi bulamadığı, ot köklerini yediği, hayvanların açlıktan öldüğünü acıklı bir biçimde anlatır. Açlık yetmemiş gibi, üstüne üstlük birde salgın hastalık vardır. İncelediğimiz 150 sayfalık Ereğli’den Karaman, Mut, Ermenek, Taşkent, Alata, Aladağ, Hadim bölümlerinde hemen her sayfasında kıtlıktan bahseder. Oysa kıtlıktan iki yıl sonra gezmesine rağmen halen halkın belini doğrultamadığını vurgular. Ereğli’de Helim Oğlu ile tanıştığını ve yardımcı olduğunu da eklemeyi ihmal etmez. Divle’de kadınların çalıştığını erkeklerin kahvede odalarda oturduğunu yazar.

Gerçekten de eskileri konuşturduğunuzda atalarından dinledikleri Goca Doksan kıtlığını mutlaka anlatırlar. Halk kıtlıkları bir türlü unutamamıştır ki, bizim çocukluğumuzda bile 1945 yılında yaşanan kıtlıkta çektiklerini anlatırlardı. Bu halkımıza ders olmuş ki; daha yakın zamana kadar yeni buğday harmanlanmadan eski buğdayı satmazlardı. Onun için samanları lodalarada sararsa da bekletirlerdi. Eskileri dinlediğiniz zaman müthiş bir kıtlık kültürü olduğunu gözlemlersiniz.

İngiliz Rahip E. J. Davis’de Akçaşehir köyünün güneydoğusundaki Serpek adlı yeri ziyaret eder. Olağanüstü bir lahdin olduğunu gördüğü bu yerin Derbe olduğunu iddia eder. Serpek olarak adlandırılan yer bu gün Ayrancı Ambar Köyüdür. Burada köylülere ünlü Sidemara lahitini açtırdığını ve incelediğini ancak tam açılmadığı için iyi çizimler yapamadığını anlatır. Bu lahit yıllar sonra Osman Hamdi Bey tarafından buradan İstanbul’a müzeye taşınacaktır. Muhtemelen bu kitap çıktıktan sonra haberdar olmuş olmalıdırlar. Burada Karaca Dağ ve Meke Dağın’dan çevredeki otlara kadar, Akgöl’den su yoluna, Düden’e kadar detaylı anlatır.

Karaağaç’tan geçerken beyaz minaresiyle Akçaşehir’i uzaktan gördüğünü betimler. Sidevra’dan (Sıdırba-Sudurağı) geçerek “adeta denizden yükselen kayalık bir ada gibi” fışkıran Karadağ karşısına gelir. Karaman’a girmeden şehrin büyük mezarlığından orantısız olarak bahseder. O tarihte küçük bir ilçe olan Karaman’ın geçmiş tarihini bilmiyor olsa gerektir. Kasaba olarak nitelediği Karaman’ın hoş görüntüsü olduğunu ve pazarını çok beğendiğini yazar. Ereğli’deki Ermeniler tarafından Karaman’da Ermeni Patawan Han’da kaldığını buradan pazarın görüldüğünü anlatır. Han’da tüccarlar ve zenginlerin kaldığından bahseder. Yunan asıllı ama Müslüman kişilerden de bahsetmesi ilginçtir. Yine Hacı Muhammed Çelebi, ondan halk Çelebi Efendi diye söyler, kaymakam beyle ziyarete geldiğini aşırı nezaketli davrandıklarını övgüyle anlatır.

Kerpiçten evleri, Aktekke Camisi, Hacı Beyler Camisi, Hatuniye Camisi (harap ve kullanılmayan, 783, 1382’de yapıldığını okur. Yazıtlarda iki mimarın isminden de bahseder.) Sonra karaman Kalesi’ne çıkar. Buradaki evlerin çoğunun ıssız olduğundan ve bunu kıtlığa bağlamaktan geri durmaz. Kalede Arap harfli yazıtlar bulduğunu ancak Yunanca hiçbir tablete rastlamadığını kaydeder. Sonra Emir Musa Camisini ziyaret eder. Buranın harap cami olduğunu, şimdi sadece hac yeri olarak kullanıldığını yazar. Minaresine ise hayran kalmıştır.  İbrahim Bey camisini; taş tonozlu kubbesinin yıkılmış olduğunu ve on antik sütunun hala kubbe üzerinde durduğunu, kemerleri desteklediğini belirtir. Cami ve minaresinde renkli fayansları, güzel çinileri, altın kakmalı çinileri anlatır. Sonra o meşhur iki kanatlı kapıyı ve üzerindeki yazıları tercüme der. Paşa camisini de gezip halkın çok sayıda antik sikke satmaya çalıştığını yazar. Karaman halkının çok nazik ve hürmetkâr, davrandığını Çelebi Efendi’nin çok güzel yemekler gönderdiğini övgüyle söyler.

 

16 Haziran 1875 günü Kılbasan’a gitmek üzere yola çıkar. Kılbasan’a yarım saatlik bir mesafede kuzeyinde büyük bir antik köy harabesine rastlar. Burada bu köyün adının “Abeadae” olduğunu belirten bir kitabe bulup not ederek Karadağ’ın arasından Madenşehri’ne varır. Altmış, yetmiş evden ibaret olan bu köyün insanları, hayatı ve ağası hakkında bilgi verdikten sonra 17 Haziran günü harabeleri incelemeye geçer. 25-30 kadar kilise olduğunu ve özellikle sekizgen planlı kiliseyi inceler. Tekrar Kılbasan üzerinden Karaman’a döner.

Karaman bölgesini 150 sayfaya yakın anlatır. Biz sadece ilgili bir kısmını özetlemeye çalıştık. Tüm bu gezi notları ve çizimlerini 1879 yılında “Life in Asiatic Turkey A Journal of Travel in Cilicia (Pedias and Tracheia), Isauria and Parts of  Lykaonia and Cappadocia, London” adı ile yayınlar. Ekleri ve çizimleri ile 640 sayfalık kitaptır. Ne yazık ki; kitap Türkçe’ye çevrilmemiştir. Oysa o kadar önemli anlatımları vardır. Maalesef Evliya Çelebi’den başka yerli seyyah yoktur. Bölgemiz için önemli bilgiler veren genellikle yabancı seyyahların gezileridir.

Aslında bir kısım Karaman köylerinden de bahsetmektedir. Onları da ileride yayınlamak dileği ile hoşça kalın.

OSMAN ÜLKÜMEN

4 Responses

  1. Ali YILMAZ
    Ali YILMAZ at |

    Karaman ve köylerinden bahseden kısmını da dört gözle bekliyoruz.

    Reply
  2. Osman Ülkümen
    Osman Ülkümen at |

    İnşallah, Ali Yılaz Bey. Teşekkür ederim.

    Reply
  3. Cahit Kars
    Cahit Kars at |

    Karaman’la ilgili buna benzer yazıların yayınlanması benim gibi bu siteyi tesadüfen bulanların kalıcı ilgisini uyandırır.Hazırlayanlara ve emeği geçenlere teşekkür ederim.

    Reply
  4. Yücel Dölek
    Yücel Dölek at |

    Elinize emeğinize sağlık. Devamını bekliyoruz.

    Reply

Yorum Yapın