IMG_2504

Bir arkeolog’un Karaman İzlenimleri

FacebookTwitterGoogle+WhatsAppPaylaş

DOĞA VE TARİHTE UNUTULMAZ BİR YOLCULUK

Değerli dostum ve doğum yeri olan Karaman’ın tutkunu Yücel Okutur’un 30 Nisan – 21 Mayıs 2016 tarihleri arasından düzenlenen “Karaman Turizm Çalıştayı”na birlikte katılalım çağırısı benim için önemli bir sürprizdi. İç Anadolu platolarını Toros Dağları’nın vadilerinden geçerek Akdeniz’e bağlayan tarihi göç ve ticaret yollarının güzergahı üzerinde yer alan Karaman’ın arkeoloji, folklor ve doğa zenginliklerini yayınlardan biliyordum ama gidip görme ve yakından tanıma fırsatı bulamamıştım.

Karaman Ticaret ve Sanayi Odası başkan yardımcısı Sayın Rıza Duru’nun bizi Konya Hava Limanı’nda karşılaması hem ev sahipliğinin hem de turizmin olmazsa olmazı olan güler yüz ve dostluğun mükemmel bir örneğiydi. Karaman’a doğru başlayan yolculuğumuzda ilk durak noktamız Çumra ilçesi yakınındaki Çatal Höyüktü.

İnsanlığın avcılık ve toplayıcılıktan tarım ve hayvancılığa dayalı üretime geçerek ilk köyleri kurduğu Neolitik Devir sürecinde neredeyse bir kent boyutlarına ulaşan Çatal Höyük’te yapılan arkeolojik araştırmalar M.Ö. 7400-6200 tarihleri arasında birbiri üzerine kurulan 18 yerleşim tabakasını gün ışığına çıkardı. O dönemde büyük bir gölün kenarındaki bereketli topraklar üzerinde yükselen Çatalhöyük insanlığın Neolitik Çağ’da ulaştığı uygarlık şafağının en önemli sitlerinden biri ve dünya kültür mirasının bir parçası.

Konya-Karaman arasındaki yolculuğumuzda karşımıza çıkan henüz arkeolojik araştırması yapılmamış birçok höyük bölgenin prehistorik çağlarda başlayıp kesintisiz olarak sürüp gelen köklü tarihinin tanıkları. Karaman, çağlar ve uygarlıklar boyunca stratejik ve kültürel önemini hep korudu. Karaman Beyliği’nin merkezi olan bu kadim kentte Karamanoğlu Mehmet Bey’in Anadolu Türk tarihine damgasını vuran “Bugünden sonra divanda, dergahta, bergâhta Türkçe’den başka dil kullanılmayacak” fermanı hala aynı güçle yankılanıyor. Hz. Mevlana’nın annesi Mümine Hatun ile Türk-İslam tasavvufunun büyük ozanı Yunus Emre’nin ebedi istiratgahlarını bağrında barındıran Karaman aynı zamanda bir inanç merkezi.

İslam tasavvuf felsefesi için özel değere sahip diğer bir ziyaretgah Aşık Öreni. Buradaki tekkenin Yunus Emre’nin büyük dedesi olan ve 14. yy.’da Horasan’a göç eden İsmail Hacı tarafından kurulduğu kabul ediliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen tekke bozkırın göz alabildiğine uzanan kıraç ıssızlığında bir huzur ve inanç köşesi.

Karaman Ticaret ve Sanayi Odasının valilik ve belediye başkanlığı iştiraki ile gerçekleştirdiği “Karaman Turizm Çalıştayı”, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği başkanı Başaran Ulusoy ve önemli seyahat acentalarının temsilcilerinin katıldığı çok başarılı bir organizasyondu. Üç gün süren çalıştayın yoğun programının bütünü ile Karaman’ın turizm destinasyonları ile Karaman mutfağının lezzetlerinin tanıtımına ayrılması organizasyon başarısına yüksek puanlar sağladı.

Geziler boyunca yapılan sohbetler ve izlenimler Karaman’da valilik ve belediyece kültür ve inanç turizmi için sağlam bir alt yapı oluştururken uzun vadeli planlamaların da hazırlandığını gösterdi. Karaman kalesi iç hisarının restorasyonu ve halen devam eden kazılardan bir saray kompleksi kalıntılarının açığa çıkarılması tarihin unutulmuş bir sayfasını size sunuyor. Özenli restorasyonlarla kültür hizmetine sunulan Hürrem Dayı Evi ile Tartan Evi 19. yy. ve 20. yy. başlarında Karaman Müslüman evlerinin ahşap oymalarla bezeli mimarisinin güzel örnekleri. İçlerinin dönemlerine uygun döşenmesi bu konaklara yaşayan etnografya müzesi özelliği kazandırmış.

17-18. yy.’da yapıldığı tahmin edilen Çeşmeli Kilise’nin freskleri sıva ile kapatılıp içine eklentiler yapılarak bir süre ceza evi olarak kullanılmış. 2007 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen kiliseye halka açık bir sanat sergisi fonksiyonu kazandırılması kutlamaya değer.

Karaman’ın merkez camisi, medrese, tekke, türbe, hamam gibi çok iyi korunmuş pek çok mimari kültür mirasını bağrında barındırıyor. Ancak tarih ve sanat tarihi açısından çok önemli bir yapı olan Hatuniye Medresesi malesef bilinçsiz bir restorasyon kurbanı. Mimar Bin Hoca Ahmet’i 1382’de Osmanlı Sultanı I. Muras Hüdanvendigar’ın kız kardeşi ve Karamanoğlu Alaatin Bey’in karısı Nefise Sultan vakfı için inşa ettiği bu güzelim yapı yalın ama etkileyici mimarisi ve taş kapısının zarif mermer oymaları ile Geç Orta Çağ İslam mimarisinin muhteşem eserlerinden biri. Ancak avlunun beyaz mermer döşemesi, revak altlarını kaplayan laminatlar, oda zeminlerindeki modern seramik karolar ile açık avlunun üstünü örtmek için kullanılan naylon konstrüksiyon medreseyi yapıldığı dönemin orijinal düzenlemesinden kopartıp anlayan gözlere yabancılaştırmış.

Karaman ilinin turizm rotalarında, Hititler’den Roma ve Bizans’a, Beylikler Dönemi’nden Osmanlı’ya uzanan geniş bir tarih yelpazesinde yolculuğumuza devam ederken doğal güzelliklerle iç içe sit alanlarında molalar verdik.

Karaman Hıristiyan inanç turizmi destinasyonlarında da özel bir yere sahip. Hz. İsa’nın öğretisini yayıp cemaatler oluşturmak için sürekli seyahat eden Tarsuslu Aziz Paolos, Ekinözü köyü yakınındaki Derbe antik kentine M.S. 47-49 ve 53 yıllarında üç kez uğramış. İncil’in Yeni Ahit bölümü elçilerin işleri kısmında bu nedenle adı birçok kez geçen Derbe, Erken Hıristiyanlık dönemi piskoposluk merkezlerinden biri.

Karaman’ın kuzey doğusundaki Karadağ volkanik kitlesi, simsiyah yanardağ külleri ve taşlaşmış lav akıntıları ile ürkütücü ve mistik bir görünüme sahip. Burada bulunan Hitit hiyeroglifi ile yazılmış kitabeden o dönemde Karadağ’a “Barata” adı verildiği ve kutsal alan olduğunu öğreniyoruz. Çağları aşan inanç sürekliliği ile Karadağ’ın tanrının gazabını hatırlatan doğası Bizans döneminde de önemini korumuş. Dağın kuzey yamacındaki Madenşehir ve Üçkuyu köylerine yayılan Değle kalıntıları bugün “Binbir kilise” adı ile anılmaktadır. 4-9. yy.’lar arasına tarihlenen bu dinsel alandaki bazilikalar, kiliseler, şapeller, bir manastır ve piskopos evinin yoğun ve etkileyici kalıntıları rahip ve keşişlerin ibadet ve inzivayla geçen yaşamlarının tanıkları.

Mersin’i Karaman’a bağlayan karayolunun iki kilometre doğusunda, Torosların çam ve ardıçlarla örtülü sarp yamaçlarındaki bir teras üzerinde yer alan Alahan Manastırının iyi korunmuş kalıntıları bugün başarılı bir restorasyonla yeniden canlanıyor. M.S. 4-6. yy.’lar arasına tarihlenen manastır zengin bezemeli iki kilise, vaftizhane, sütunlu bir galeri ve kayaya oyulmuş keşiş hücreleri ile mezarlardan oluşan bir yapılar topluluğu. Erken Hıristiyan sanatı ve Bizans mimari tarihinde önemli bir yere sahip olan Alahan Manastırı’nın Hırisyanlığın ilk dönemlerinde kurulduğu ve Bizans imparatorlarının mali katkıları ile kiliselerinin Ayasofya’yı andırır bir plan düzeninde inşa edilip bir haç merkezine dönüştüğü biliniyor.

Yeşildere-Taşkale köyleri arasından uzanan, iki yanındaki gür ağaçlarla serin gölgeler sunan Yeşildere vadisi milyonlarca yıl içinde akarsuların, Torosların kalker tabakalarını oyması ile oluşmuş bir jeoloji harikası. Vadi boyunca dik yarlarla yükselen kil oranı yüksek kalker kayaları insan eli ile oyulup Manazan Mağaraları adı verilen beş katlı bir yerleşim oluşturulmuş. İnsan ve doğanın iç içeliğine mutlaka görülmesi gereken bir örnek oluşturan mağara kentin tarihi Hititlere kadar uzanmakta. Mağara şehir hem savunma kolaylığı hem de kayaç yapısının ısı ve nemi sabit tutup ideal bir yaşam ortamı oluşturması nedeniyle Hıristiyanlığın erken döneminde bugünkü geniş ve karmaşık planına ulaşmış.

Tahıl ve yiyecek maddelerinin de ideal koşullarda depolanmasını sağlayan jeolojik özellik Taşkale köyünde bambaşka bir fonksiyon kazanmış. Kırk metre yüksekliğe ulaşan dimdik bir yar üzerine insan eliyle düzgün sıralar halinde oyulan 250’nin üzerindeki tahıl ve bakliyat ambarının ön cepheleri düzgün tüf blokları ile örülüp hava sirkülasyonu sağlamış. Bu şaşırtıcı depolama odalarına kaya üzerine oyulmuş tutamak oyukları ile tırmanılıyor ve ürünler makara sistemi ile indirilip çıkartılıyor. Kaya köyün size sunacağı diğer bir öykü Büyük Önder Atatürk’ün atalarının Osmanlı döneminde bu köyden Balkanlar’a göç eden yörüklerden olması.

Çalıştay’ın son gününde gezi programı Çukurova’yı Karaman’a bağlayan tarihi yol güzergahında Toroslar’ın çam ve ardıç ormanları arasındaki vadilerden geçen karayolunu takip ederek Ermenek’e ulaşılmasıydı. Alahan Manastırı ve Karaman müzesi tarafından yapılan kazılarda anıtsal bir nekropol alanının gün ışığına çıkartıldığı Philadelphia antik kenti, Aziz Paolos’un defalarca geçtiği rotanın mola noktalarıydı. Adını turkuaz rengi sulardan alan Göksu ırmağı kıyısını takip etmeye başlayan yolda son durağımız Ermenek’ti. Arkasındaki dağın yamacı boyunca yükselen Ermenek, havası, doğası ve güler yüzlü insanları ile gönül alıcı kadim bir ilçe. Yerel mimarinin ve eski kent dokusunun yer yer iyi korunduğu Ermenek, bugün Göksu üzerinde kurulan barajın bir deniz gibi vadilere uzanıp koylar oluşturan gölünün göz alıcı manzarası ile ayrı bir güzellik kazanmış.

Ermenek Belediye Başkanı Sn. Uğur Sözkesen coşku ile kırsal turizm ve kültür turizmi projelerini anlatırken turizm sektörünün ilçeye yeni potansiyeller kazandırma imkanlarına inanmışlığını sergiliyordu.

Göksu baraj gölü kenarındaki restoran ve teknelerin bağlı olduğu yüzer iskele, esintinin hiç eksik olmadığı bu turkuaz rengi gölde gelişecek bir su sporları merkezisinin müjdecisi. Ayrıca balık kaynayan bu deniz misali göl olta balıkçılarına doğa ile başbaşa kalacakları unutulmaz bir tatil fırsatı sunuyor.

Tabii ki Karaman’ın bir makalenin sınırları içinde bütünü ile anlatmak mümkün değil. Gezi programları sizlere volkanik bir doğa harikası olan Meke krater gölü, İncesu mağarası, Hitit Kralı Varpalas’ın Fırtına Tanrısına şükranlarını sunduğu İzvriz Kaya Kabartması gibi daha birçok güzellik sunuyor.

Yöre mutfağının İç Anadolu ile Akdeniz arasında geçiş özellikleri taşıyan lezzetleri Karaman gezilerinin unutulmazları. Etli ekmek hep bir Konya pidesi olarak bilinir ama Karaman etli ekmeği az yağlı, çıtır çıtır tadıyla apayrı bir yorum. Güveçte, fırının ağır ateşinde yavaş yavaş pişirilen bir et yemeği olan calla, ince bulgur ve tahinle yapılıp haşlanmış lahana yaprakları ile servis edilen batırık, etli bir çorba olan arabaşı Karaman’ın yemeklerinden bazıları. Ancak Karaman’da tattığım en unutulmaz lezzet dünyaca ünlü Divle peyniri. Dağ meralarında otlayan koyun ve keçilerin sütlerinden yapılan bu özel peynir deri tulumlara basılıp Mayıs ve Ağustos ayları arasından Divle obruğuna konuluyor. 256 metre uzunlukta, 36 metre derinlikte olan ve her mevsim +4 derece sıcaklığını koruyan obrukta 6 ay kadar saklanan tulumlar bakteri ve mantarların etkisi ile kırmızı bir renk alıyor. Tadar tatmaz Fransızların ünlü Rokfor’undan daha leziz bulduğum bu küflü peynirin özel tadı damakta unutulmaz bir iz bırakıyor.

Son bir söz olarak Karaman, turizm belgeli çok sayıda otelin sağlandığı konfor ve yüksek servis kalitesi ile konuklarını bekliyor.

Yorum Yapın